bıyıklı kadınlaR
“Bıyıklı kadınlar”ı duydunuz mu? Böyle söyleyince/okuyunca sizinde aklınıza ilk gelen bakımsız hatta pis ve şişko bıyıklı kadınlar mı yoksa? Hani şu eteğinin altından ağdasız bacakları görünenler :) Kampanya basına tanıtlığından beri takip ediyorum ancak bu isimle medy
ada yer bulmasına şaşırdım açıkçası. Bence “bıyıklı olmak şart mı” “kravat takmak şart mı”, “erkek olmak şart mı” daha amaca uygun sloganlar. Gerçi reklam panolarında (billboard sözcüğünün başka bi'karşılığı var mı?) ilk görüldüğünde ne reklâmı olduğu anlaşılmıyor ya...
Beni düşündürende işte bu aslında. Bu kampanya hangi amaca hizmet ediyor? Ülkemizde ciddi bir demokrasi aslolarak temsil sorunu söz konusuyken kadınların/gençlerin/Kürtlerin/Ermenilerin mecliste sandalye sahibi olması-olmaması-az olması/çok olması neyi değiştiriyor ki? Askeri darbe mahsulü bir anayasayla idare edilmeye çalışılan bir ülkede, ülkemde, ülke barajlı d‘hondt sistemi (bilinen adıyla %10 barajı) uygulanıyorken kadınlara, gençlere, engellilere, azınlıklara, eşcinsellere ya da kedilere-güvercinlere kota uygulaması ile mecliste yer bulmaya çalışmak ne kadar rasyonel?! Hem “mal mı bunlar canım, kota koymaya kalkıyorsunuz!” Esasen bize hizmet sunmak, toplumsal yaşayışı düzenleyici kuralları hazırlamak ve yürütmek hususunda yetkimizi devrettiğimiz topluluğun baş-nazırının kullandığı uslup ise başlı başına bir değerlendirme konusu.
Ne diyordum? Mevcut temsil sorunu çözülmeden, bu tarz bir kampanyanın işlevsel, amaca yönelik bir kampanya olduğunu söylemem mümkün değil diyordum.
- Evet iyi niyetli bir girişim, bi’yerlerden başlamak, birilerini harekete geçirmek lazım.
- Evet 72 yıl önce parlamentomuz, kadın temsilinde % 4.6'lık oranla(1935 seçimleri 396 milletvekilinin18i kadın) dünya ikincisiydi. Şimdi 167 ülke arasında 163'üncü sırada.
- Evet 72 yıllık cumhuriyet tarihinde millet meclisine toplam 8291 erkek vekile karşılık, 186 kadın vekil girdi.
Evet daha pek çok istatistiki bilgi verilebilir. Ama bu veriler bile "bıyıklı kadınlar"ın işlevsel bir kampanya olmadığı gerçeğini değiştirmez.
Yani zorunlu kota. Parti içi demokrasinin genel başkana ve/veya il başkanlarına yakın(!) olmakla eş anlamlı olduğu bir görünmez siyasal partiler kanunu varken, kadınlara özel kota uygulaması.
Öte yandan yukarıda sözünü etmeye çalıştığım temsil sorunu bi’yana, kadınların sadece kadın oldukları için meclise girmelerini desteklediğimizde örneğin daha adil bir bütçe planlaması mı yapılacak ya da işsizlik azalacak mı hemen ilk yasama yılında, yoksa kadınları salt kadın oldukları için meclise gönderdiğimizde, ülkemiz kadının yarısından fazlasının kullandığı türbana/başörtüsüne yönelik tartışmalar çözüme mi kavuşacak?
Tam bu noktada pozitif ayrımcılığa dayanan siyasetin, sistem eşitsizliklerini örtbas etmek üzere geliştirilmiş bir mekanizma olup olmadığı tartışmalarını da hatırlatmakta fayda görüyorum.
Bir de henüz tasarı aşamasında olan kadınların bağımsız aday olarak meclise girmesi planı var ki, gülen surat ifadesi tam da buraya uygun düşüyor sanırım :D Bağımsız aday olarak seçilebilmek için gerekli finansal olanaklar ve sosyal çevrenin çapı (hemşehrilik ya da tarikat bağları yerine sosyal çevre dememin tek sebebi genellemelerden hazzetmiyor olmamdır) gibi somut gerçekleri bi’yana koyuyorum, mevcut oy verme alışkanlıklarını yıkmak ne derece mümkün sizce! Oy verdiği(miz) partinin vekil adaylarından bile bi’haber olan (biz) seçmen, kalkıp tek bir kişinin planını beğeniyor diye mi kullanacak oyunu?

Benim baktığım pencereden görünenler bunlar. Bu açıdan baktığımda "Bıyıklı Kadınlar" iyimser bir “reklam” olmaktan öteye gidemiyor. Reklam sözcüğünü özellikle tercih etme sebebi ise bu linkte yer alan iddialardır. İddia diyorum çünkü Ka-der’in resmi web sitesinde projelerin nasıl finanse edildiğine ilişkin bir açıklama göremedim. Öte yandan sadece google aramalarım sırasında karşıma çıkmış imzasız bir internet metninden ötürü hocam diyebileceğim (ki kendileri Ka-Der'in kurucu üyelerindendir) sayın Şirin Tekeli’yi, Meryem Koray’ı, Çiğdem Kağıtçıbaşı’nı zan altında bırakmayı kesinlikle istemem.
Konuyla ilgili olarak neler oluyor hayatta penceresine eklediğim Nuray Mert yazılarını şiddetle (ve tarih sırasıyla) , Perihan Mağden ve Meral Tamer yazılarınıda ivedilikle okumanız tarafımdan tavsiye olunur.

3 akıllı çıkaramadı:
nuray mert diyecektim, eklemişsin zaten :)
“Erkek olmak şart mı” diyen kadınlardan haberdardık! Ancak bu ülke de acil çözümler bekleyen temsil krizine sorununa çözümler aramak hakkında tartışmalar yaparken dedeleri, babaları, amcaları, dayıları ya da kocalarının sağladıkları imkânlarla “maddi ve sosyal refah” içindeki bazı kadınların “cemiyet” hayatlarındaki dostlarıyla söyleşirken anlatacakları ve aslında sadece kendi “sosyal projeye katkıda bulunma” kotalarını dolduracak bir hikâyeciği gündeme bile alamamıştık! Ancak evet, almak gerekiyordu. Deyim yerindedir ki “gülüp geçtiğimiz” bu “reklâm” kampanyasını insan bir “iş” yapılmış zannedebilir! Ancak iş ciddi bir şeydir! “Nerede bunun planı, projesi, bütçesi?” der insan insana ya da buyurduğunuz gibi “Bu kampanya hangi amaca hizmet ediyor?” der. Kadınlar, “erkek olmak şart mı?” diye sorulan soruyla daha baştan bir yanılgı ve teslimiyet içine düşmüyorlar mı? Siyasetin erkek ya da kadın olmakla bir ilgisini kurulamaz ki! Siyaset, siyasa üretmektir! Profesyonel olarak siyaset yapmaksa para ister, nüfuz ister! Hepsi bu! Kadın ya da erkek ne fark eder? Hangi kişi kadın olduğu için daha ahlaklı olur diyebilir? (Hani bu dünya kadın siyasetçi görmese onu da anlayacağız!) Kim bu konuda kafa patlatıyorsa yapsın efendim! Siyasetin kokuşmuşluğu ise şikâyet edilen, bunun üstünde durulur, buna çözüm aranır. Pozitif ayrımcılıksa istenen gerçekten de hayatta kadın olduğu için kadınlara eziyet yapılan alanlarda yapılmasına önayak olunuz! “Dostlar alışverişte görsün!” e dönüşmesin bu konular “Şekerim” lerde bir araya partilerde geliversinler!
Not: İnsanın kendisinden önce diyeceklerini hem de etraflıca kaleme alabilen bir blog yazarını takip etmesi ne rahatlıkmış yahu
Yorum Gönder