sevgi sözcükleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi sözcükleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ekim 11, 2008

soğuk laciveRt

Sana bile yazmak gelmiyor içimden. Seni bile özlemiyorum artık. Sen. Bile. Ve aynı cümlede.
Hiç istemezdim böyle olsun. Ama oluyor işte. Sen gelmedikçe büyüyor boşluğun. Boşluğun büyüdükçe kalbim daralıyor. Küçülüyor, büzüşüyor.

Sensiz bir karar daha verdim dün. Sensiz bir kitap daha okudum bugün. Sensiz bir film daha izlemedim; sensiz koskoca bir film ekimi daha bitecek nasılsa. Dali geçip gidecek sensiz. Oysa aşkla keşfetmiştim ben Dali’yi. Bilmezsin. Ben de bilmem zaten. Dali Gala’ya aşıktıysa “aşk” nedir kim bilir? Galatea’ki heykeltıraşını kendine âşık eden Venüs’ün hayat verdiği.


Galatea of Spheres

Yazıyorum bunları, sensizlerin çetelesini tutuyorum tek tek. “sen gelince soracağım hesabını” diyorum. Diyordum yani. Vazgeçtim.
Senden bile vazgeçtim artık. Sen. Bile. Ve yine aynı cümlede.

Gitmeyi bekledikçe doluyor valizlerim. Dolduruyorum, biriktiriyorum pişmanlıkları, yanlış kararları, çıkmaz virajları. Hiç gidilmeyen, hiç bitmeyen yola hazırlıyorum o valizleri. Başımı cama yasladığımda ışıklar yanıyorsa hala yine aynı gölge ben, ışıklar söndüyse eğer kesik kesik çizgiler bir türlü gelmeyen sen.
Senden bile gidiyorum artık. Sen. Bile. Senin için bile kalmadı içimde cümleler.

Düşünmek istemiyorum artık seni, yokluğunu. Beni istiyorum sadece. Bir tek beni. “Benim” diyeni “ben böyleyim”, “ben buyum” diyeni. Diyebileni. Sol yanağındaki değil, aynadaki beni tanıyabileni. Beni kaybetmişken içimde, seni aramak istemiyorum artık. Üzgünüm…
Seni bile istemiyorum artık.

Sen’ler bile’ler yan yanaymış... Sensiz üşürken ben ne fark eder yüklemler…
Özlemek,
vazgeçmek,
gelmek,
istemek olmasa…
AŞK olmasa…

Read more...

Perşembe, Temmuz 03, 2008

zevzek mavi

“Seni aramıyor sormuyorsam bu senden vazgeçtim demek değildir” der Kayahan amca bir şarkısında. Kendisine amca dediğimi duysa kızar belki ama olsun haberi olmaz nasıl olsa. Düşündüm de düşünmedim aslında şimdi karar verdim “vazgeçmek” de benim süpersonik filler listemde yer alabilir. 'Özlem' gibi, 'tutku' gibi, (tutku bir fiil değil farkındayım) 'aşk' gibi, 'gel' gibi, 'gitme' gibi, 'kal' gibi, 'istiyorum' gibi, inanıyorum gibi.

Yakışıklı bir adam bunlardan herhangi birini cümle içinde kullandığında beni kolayca tavlayabilir mesela. Hatta yakışıksız bir adamda yapabilir bunu. "benden vazçeme", "senden vazgeçmem" , "seni özledim", "zeynep gel", "fazla uzağa gitme", "sakın bana aşık olma"...Örnekler çoğaltılabilir. Çok zor değil yani.
“Hey adamım, ben senin bildiğin o kolay kızlardan biriyim aslında, kapiş”
Bi’adama böyle söyleyince dumur olur mu acaba? Bilemiyorum tabi. Haddinden fazla alkol almadığım sürece de öğrenemem. Cumartesi gecesi dibe vurasım var aslında. Şöyle zil zurna. Lakin herkes çoktan plan yapmış hafta sonu için. Kimse benimle içmeye gelmiyor. Yalnız da içerim içmesine ama benim içmekten çokd eli deli sayıklamak niyetim. Yani beni sarhoş kafayla çekecek birileri lazım yanıma. Çalışmıyor olsam İzmir’e kaçacaktım aslında. Öff. Güya mübarek gece, ben oturup 2 satır dua edeceğimi ne içsem de sarhoş olsam, kimle içsem planları yapıyorum ya benden bi’cacık olmaz anacım.

Telefonumda bik bik ötüyor yine, şarjı bitmiş güya. Ondan da bi’cacık olmaz artık. Sürekli bir kendi kendine kapanma halleri, bir anda mavi ekran vermeler, son aranılan numaraları göstermemeler falan. Ben de yorulduğunu düşünerek akşamları kapatıyorum kendisini. Ben üni.deyken ona "Cezmi" derdim, artık sadece telefon diyorum ona bozuluyor olabilir. Ne zaman kapatsam bi’şeyler kaçırıyorum. Geçen Cuma kapadım mesela sabah işe gitmeyi unuttum. Cumartesi gecesi yine kapalıydı M.S aramış gecenin üçünde, 3 kere, sonra da mesaj atmış “kim bilir ne güzel uyuyorsundur şimdi” diye. Sabah sabah sinir oldum. Cürete bak! "Sen bana hiç bi'zaman o kadar yakın olmadın ki denyo" dedim kendi kendime ama sonra tuttum “bu saatlerde de sen sızmış olmalısın gece epey içmişsin anlaşılan” yazdım. Çat diye cevap verdi geri. Uyumuyormuş, üstelik hiç içmemiş-miş, izmir’deymiş ve aklına ben gelmişim aramak istemiş-miş. Bunca aydan sonra hiçbir şey olmamış gibi, çekip giden o değilmiş gibi “aklıma düştün” diye nasıl da rahat çıkıyor ortaya. Güzel bi’şi aslında. Benden fellik fellik kaçan bir adamı düşünüp durmaktansa, ısrarla arayıp soran bir adamı düşünüp durmak daha akıllıca olabilir. Denemek lazım. Hafifçe araladım kapıyı. O aralıktan belki biraz serinlik dolar yüreğime. Bir umut işte.



Of, bu şarkı amma arabeskmiş ya, direk damardan yahu. Allaam sen bu mübarek gece de bana daha elit bir müzik zevki ihsan eyle yarabbim. Amin!
Yok vazgeçtim o zevke sahip bir sevgili niyaz eyle. Veladdalin amin!

Allaam sen bana bakma, ama kendi bildiğini de okuyup durma, bak şu mübarek gecede istirham ediyorum senden azıcık normal bir hayatım olsun benim de. Çok şey mi yahu? Bi’el atıversen fena mı olur?

Read more...

Perşembe, Ekim 04, 2007

seni özledim

Bazen (her zaman?) “seni seviyorum” kadar anlamlıdır “seni özledim.” Çünkü hiç kolay değildir araya başka şeyler karıştırmadan “seni özledim” demek, Türkçede her zaman vurgu yüklemden önceki sözcüğedir ya burada da "sen”dir vurgu. Ve “seni özledim” diyorsanız, bu cümle özlemden çok daha fazlasını ifade ediyordur aslında. Herhalde bu yüzden hep "özledim bee", "özlettin kendini", en iyi ihtimalle “özledim seni yahu” ile geçiştirilir özlemin ifadesi. Oysa “seni özledim” en az “seni seviyorum” kadar güçlü, etkili ve içtendir.

Özellikle erkek milleti mümkün değil kurmaz bu cümleyi. Hele erkek erkeğe söylenmesi söz konusu bile olamaz! Çünkü eşcinsel çağrışımlara sebep olduğu düşünülür nedense. (zamanında bununla ilgili bir araştırma okuduğuma yemin bile edebilirim ama kaynak gösteremiyorum maalesef.) E hal böyle olunca bir hatunun sevdiği adamın ağzından özlendiğini duyması biraz hayalci bir yaklaşım oluyor ister istemez. Normal hayatta kurmadığı bir cümleyi öyle çat diye kurmuyor hiç kimse. Oysa aynı adamlar her gün defalarca kez küfür ettikleri için yanlarında kimin olduğuna aldırmadan (çocuk, saygı duyulması gereken bir büyük, sevdiği kadın vb.) okkalı küfürler savurabiliyor.

Neyse sosyolojik tespitler yapmak değil niyetim. Bu yakınlarda hiç tahmin etmediğim iki kişi “seni özledim”e çok yakın ifadelerle konuşunca epey şaşırdım. Hem söyleyenlere şaşırdım, hem de söyleyişlerine. Biri ; “galiba seninle kavga etmeyi bile özledim” dedi, diğeri; “ (...dolayısıyla) seni özlediğimi fark ettim” dedi. Hoş her ikisi de çok değil 1-1,5 cümle sonra toparladılar durumu, “kop-gel artık valla özlettin”e, “hadi kızım artık yaaa özledik bee”ye dönüştü cümleler ustaca. “Seni özledim”in o buğulu güzelliği dağıldı gitti. Ben de normale döndüm hemen tabi, unutuverdim sihirli sözcükleri falan. Ama neden bilmiyorum yazmadan duramadım işte. Başka mecralara da yazmıştım vakt-i zamanında bu özlem mevzuunu, o yüzden herhalde güncemde de bununla ilgili bir kayıt bulunsun istedim.
Özlemin benim için sevginin mutlak göstergesi olduğunu, birini söyleyerek diğerini de ima ettiğimi, sözcüklerimi seçerken bunu aklımdan çıkarmamam gerektiğini kendime not düşmek istedim... Bir de tabi kelimelere kafama göre etimolojik analizler yapmanın çok gereksiz olduğunu, böyle deli saçması tespitlerimi kendime saklamam gerektiğini not etmek lazım bir kenara.

Böyle de anlamsız saçmalarım işte, siz ne bakıyorsunuz bana, dönün işinize gücünüze yahu.

Read more...

Çarşamba, Temmuz 11, 2007

paRlak siyah

Gel
Sevenin sevdiceğinden duyabileceği en seksi sözcük.

Gitme!
Sevgiliden duyulabilecek en romantik ünlem.

Evet tamamen format hırsızlığı bu, utanmadan alenen bikelime'lik yapıyorum. Görenler, tanıyanlar özürlerimi iletsin kendisine.

Günlerdir bu sözcükler çınlıyor kulağımda, daha doğrusu ilki sadece; gel, gel, gel...
İzlediğim dinlediğim her şeyde bu sözcüğü arıyorum. Kafamda bir birine “gel” diyen onlarca çift var, mütemadiyen kareler geçiyor zihnimden durduramıyorum. Hemen her birinde tüylerim diken diken oluyor. Hatta imkân olsa da şu sanatta kadın videosu gibi yani tam olarak öyle değil de, aşağı yukarı öyle bir kurguyla bir video hazırlamak istiyorum. (zihnimde ki karelerden tabi =)) Her dili konuşan insanlar geçiyor hızla, 2 saniyeden uzun değil görüntü süreleri, sevdiğine, sevgilisine, aşkına, karısına, kocasına, biriciğine “gel” diyor, herhangi bir anda...

Böyle işte, b
i'de şu var, bu kadar.



Read more...

Pazar, Mayıs 06, 2007

pembe

Hani Binbir Gece' de Onur, Şehrazat naz yapınca, telefonda teyzesine "hem et, hem balık" demiş ya geçen bölümde, hani Nil Karaibrahimgil'de sorup duruyor ya "Bu mudur?" diye, BUDUR!
Nedir demeyin, bilmiyorum. Biliyorum da tarifi zor.

Şimdi bu aşktır diyeceğim değil, sevgidir sevdadır diyeceğim, hiç değil... İlişkiye, ilişkilere dair mühim bi'şey ama ney, adını koyamıyorum. Otorite, karizma falan değil onlar daha ziyade gergin ortamlarda ve 3.kişilere karşı çıkıyor ortaya. Ama bu öyle değil. Her şeyden önce 2 sevgili arasında, başka kimseye karşı değil. Sevgililer arasında güç savaşları olmadığı varsayımı altında tabi (iktisatçı gibi oldu di mi, ceteris paribus koşullarında...)
Dağılmadan konuya döneyim, bu iktisatçı meselesinin ucundan tutarsak uzatırırız.


Bu tavır, efelik üstünlük taslayan bi'tavır değil aslında. Yani biraz öyle de, bence daha çok nezaket barındırıyor içinde. Yani ne diyeceğini kestiremeyen kararsız hatun “acaba o mu olsa, yok bu daha güzel sanki”, “ay bana fark etmez aslında size hangisi uygunsa”, “yaaa canım kola istiyor aslında ama bu yemeğin yanında da ayran içilir di mi?” diye mızıldanırken, adamın kavga çıkarmak için gerek ve yeter sebebi varken "eeh başlarım sana da nazına da bi'karar ver hadi işimize bakalım ona göre" diye ortamı gerebilecekken ve böyle davransa %51 haklı olacakken, o adam "e iyi güzel naz yapıyosun anladımda şimdi sırası değil canım ama ben seni kıracağıma kafamı kırarım daha iyi" bakışını bakıyor ve "hem ondan hem öbüründen" diyorsa, BUDUR!

Ve iddia ediyorum bu kesinlikle bir zengin şımarıklığı değildir. 'Param var kardeşim al ikisinide' kıroluğu değildir. Şımarık bir adamdan beklenemez böyle bir davranış zaten. Bu daha çok zengin bir nezaket anlayışının, görgünün belirtisidir. Tabi bu arada herhangi birine böyle davranmadığı için "yok bundan adam olmaz, nezaketsiz bu" diyecek halim yok ama bi'adamda bunu yapıyorsa "BUDUR!" yani, notu D ise D+ olur geçer, A ise A+ olur yeme de yanında yat cinsinden.

Yalnız belirtmeden geçemeyeceğim bi'şey var. Evet bu “hem ondan hem ondan” tavrı, erkeğe inanılmaz yakışan bir tavır. Bi'adam sadece bu tavırla ortamı yumuşatıp, hatunu eritebilir, oğlu annesine yapabilir, kocası hanımına yapabilir amma velakin bir baba bunu kızına yapıyorsa...İşte bu çok tehlikeli. O küçük prenses büyüyüp genç bir hanım olduğunda iflah edilemez. Başa çıkılması çok zor bir şımarıklık abidesiyle karşı karşıya kalırsınız. Değil o hatunla birlikte olup onu memnun etmek, onu ilişkiye ikna etmek bile bir ömür sürebilir. Zaten o babada size biricik prensesini kolay kolay yar etmez ya, şansınız bol olsun...

Read more...

Salı, Nisan 03, 2007

şeffaf

Yıllardır duyarım halbuki, “hanım” sözcüğü niye bu gece kulağımı tırmaladı bilmiyorum. Hatta öyle kanıksanmış bi’sözcük ki “hanım” benim için, bizim evde babam anneme sadece ismiyle hitap ediyorsa bi’sorun var demektir. Genelde sadece “hanım” der. Ne garip aslında annem için tam tersi geçerli, o babama ismiyle değil başka şekilde sesleniyorsa ters giden bi’şeyler olduğu anlaşılır.

Başlarken, "kulağımı tırmaladı" dedim ama buna denk düşen olumlu ifadeyi bulamadım. "Kulağımı okşadı" diye başlayan bir metin görsem, 'bu daha Türkçe bilmiyor' der kaparım herhalde sayfayı. Aslında tırmaladı demekte de bi’sakınca görmüyorum, bi’anda elimdeki işi bırakıp düşünmeye başladım. Ne demek bu “hanım”, nerden çıkmış? İlk aklıma gelen fikri gülerek çöpe yolladım, canım gibi, "hanım" da han kelimesinin 1.tekil şahsa zimmetlenmiş hali olamazdı herhalde. Bunu düşünürken zihnimde han kelimesinin tek karşılığı yolcuların konakladıkları eski usul otellerdi. Babam “hanım niye gülüyor bu deli yine kendi kendine” deyince ona sordum hemen “yahu” dedim “bu hanım ne demek?” gazetesini okuduğu gözlüklerini çıkardı ve açıkladı;

“Cengiz han tüm hanlarının bir arada olduğu bir toplantı sırasında, sağ yanında oturan eşini göstererek ; ben hanlar han-ı Cengiz Han’ım, hepinizin hanıyım. Bu da benim ''hân-ım''dır.” demiş. Bu arada babamında sol yanında oturan annemi göstermesi ve çocuklara masal anlatırken taklit edilen kötü adam sesiyle konuşması görülmeyi değerdi doğrusu :D (bi’de bu anekdot daha bi’kaç gün evvel gazetelerin birinde yer almış-mış, bu bahaneyle eve giren gazeteleri bile doğru dürüst okumadığım için bi’güzel iğnelendim.) Neyse efenim beylerin eşlerine söyledikleri "hanım" hitabı buradan geliyormuş. Ayrıca biz aile meclisi olarak bu hikayeden hareketle bir erkeğin tanımadığı bir kadına "ayşe hanım","fatma hanım" değilde, "hanımefendi" demesinin daha doğru olacağı sonucuna ulaştık. Hani merak edersiniz belki, biz ailecenek bu şekilde düşünüyoruz.

Benim gülerek çöpe attığım eksik bilgimin aksine, meğer gerçekten aidiyet göstergesiymiş “hanım” sözcüğü. Benim ''hân-ım'' demekmiş.
Bir de oldum olası söylemekten ve duymaktan büyük keyif aldığım “sevgilim” var tabi...
Ne güzel bir Türkçemiz var, her bir sözcüğü ayrı anlamlı. Buna rağmen darling'ten honey’den geçilmiyor ortalık. Yazık.

Read more...
doradoraa [at] gmail [nokta] com

ne güzel demişleR

deli saçması

  © Free Blogger Templates Blogger Theme II by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP