Pazartesi, Ağustos 30, 2010

bu nasıl gRi

Yarın sabah ilk okul günüm olacak.
Yani burada yarın sabahken ve orada öğleden sonrayken ben seviye tespit sınavına giriyor olacağım. Ev konusu hala çözülmedi. Hala bir banka hesabı açtıramadığım için bugün wallmart’tan fotoğraf makinesi almaya da cesaret edemedim. Yanımdaki nakitle ne kadar süre idare etmem gerektiği konusunda hiçbir fikrim yok çünkü…

Her şey yarım gidiyor. Ama en azından gidiyor. O yüzden hiç söylenmiyorum. Şu kira sözleşmesini yapana kadar da söylenmeye niyetim yok. Çünkü gerçekten işlerimin şansla yürüdüğüne kanaat getirdim artık. Burada tek ihtiyacım olan şansmış gibi geliyor. Sanki hiçbir şeyi ben yapmıyorum. “Tanrı’nın eli” golleri kurtarıp duruyor. Ben sadece izliyorum olan biteni…

Bir an önce kira sözleşmesini yapıp, valizlerimi açıp bir yere yerleşmek istiyorum. Şu etrafımı saran kalabalıktan kurtulmak istiyorum şu an dubleks bir evde 10 kız kalıyoruz. oturduğum büyük salonda 7 kişiyiz. Ve 5 imizin kucağında bilgisayarlar gözlerimizi ekranlardan ayırmadan birbirimizle güya sohbet ediyoruz.

Hah şimdi bir de yarın otele geçme durumu ortaya çıktı ki evlere şenlik…
Offf allahım her şey ne kadar belirsiz, ne kadar karışık ve de karmaşık.
Sabır, düzen, şans…

Read more...

Pazar, Ağustos 29, 2010

bu nasıl mavi

Burada;
Bilgisayara ayar yapmadan youtube'a girebiliyorsun, ki bunu biliyordum
klozetlerde taharet musluğu yok, ki bunu biliyordum
yiyecek ve içecek porsiyonları çok büyük, ki bunu biliyordum
yola adımını attığın anda araçlar hemen yol veriyor, ki bunu biliyordum
insanlar 'personel space' denen şeye çok dikkat ediyor, ki bunu biliyordum
bütün şoförler trafik kurallarına dikkat ediyor, ki bunu zaten saymıştım
toplu taşıma neredeyse sıfır, herkes araba kullanıyor, ki bunu biliyordum
etraftaki kızlar 'ah annemin güzel yemekleri' diye ağlamaya başladı, ben hala 'siz bu işleri geçinde evi nereden tutacağız ondan haber verin' tribindeyim, ki bunu biliyordum,
kıtaya ayak basar basmaz 'ABLA'ların himayesine girdik, 'EV'lerine düştük ki bunu tahmin ediyordum

i mean,
daha bilmediğim ve hadi ya, vay canına dediğim hiçbir şeyle karşılaşmadım. bir uçak bileti miydi yani bunca yıldır hayalini kurduğum?

şaşkınım ve hatta neredeyse 'ee bu muymuş' tadında bir hayal kırıklığı yaşıyorum ki bunu hiç beklemiyordum!


Read more...

Cumartesi, Ağustos 28, 2010

new blue

New York,
New Jersey,

Halbuki "Sen bu mektubu okuduğunda ben çok uzaklarda olacağım" diyen bir mektup yazmıştım, yayınlanması için programlanmayı becerememişim. Şimdi bir öğrenci evinde 6 kız bir arada “acaba kendi kendimize mi kalsak yoksa aile yanında mı kalsak” muhabbeti yapıyoruz.

Acilen ev bulmamız gerek!
Ama öce acilen uyumam gerek. 31 saat süren bir Cuma gününü artık bitirmem gerek…

Üzerime giydiğim bu yeni zırh oldukça ağır ve yorucu. Onları hiç çıkarmadan uyumayı öğrenmem gerek.

tsi:05.15
jersey time: 22.15

Read more...

Salı, Ağustos 24, 2010

la sol la si moR



Aşkın Nur Yengi-Çağırma Beni




Aşkın Nur Yengi-Bir Zaman Hatası



Jale-Üzgünüm




Oya&Bora-Ayrılık Zamanı



Sertap Erener-Suçluyum




Jale-Suçlusun



Umay-Aşk Mektubu



Candan Erçetin-Yazık Oldu



Nazan Öncel-Mühürledim Seni Bir Hadise Var

Read more...

Cuma, Ağustos 20, 2010

latte mavi

Çok gereksiz bir sıklıkta ağlak zırlak yazılar yazıyor olabilirim. Hiç yazmamaktan iyidir bence. Ve ağlamak içime atmaktan iyidir. 18:00e kadar bilet rezervasyonumu onaylatmam gerekiyor. Ama aynı yere gideceğim kızlardan birinin salaklığı yüzünden pasaportu hala eline geçmedi. Ve biz hanımefendinin keyfini bekliyoruz. Ben bu insanlarla birlikte gidiyorum ya… yazıklar olsun bana! Sırf yalnız kalmamak için takıldım peşlerine. Ki hayatımda bu kadar yalnız kalmışken, hiç gerek yok buna.

Şimdi iki seçeneğim var. Ya turizm firmasını arayıp kendi rezervasyonumu okeyleyeceğim, çünkü ben henüz görmesem de vizesi basılmış pasaportum eve ulaştırılmış ya da son dakikaya kadar o aptal kızın pasaportunun teslim edilip edilmeyeceğine dair haber bekleyeceğim.

Saat 15.40.
Yer Ankara Kızılay starbucks.
Yanımda liseli iki çift. O gizli saklı sandıkları sevişmeler kim bilir nasılda tatlı…
Sevgilimle konuştuk. Galiba bir saat kadar oluyor. Sanırım sesini son duyuşumdu. Çantamda peçete yok, ışığın tam altında oturuyorum, sakin sakin ağlayamıyorum…

Babam dün akşam otobüse bindirirken, “hadi artık git mealinde” öyle bir cümle söyledi ki…
Gerçekten gidince aramazsam ne olur acaba?

Bugün tam yurtdışı avansını almak için verilen merkez bankası çekini imzalarken, annem aradı. Yukarda bahsi geçen salak arkadaşım ve sevgilisi, paranın miktarı ve çek almak vs durumları hakkında gülüşüyorlardı. Görevli kadın güzel temennilerini sayıp döküyordu. Mutlulardı. Ben de mutlu olmak istedim o an. Anneme “bak tam imza atarken aradın, x lira paraya imza atıyorum şu anda” gibi bir şeyler zırvaladım. Hani futbolcuların imza seremonisi gibi hissedeyim istedim. Annemde hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde “hadi bakalım, ehehehe” gibi ne diyeceğini bilmez tepkiler verdi. “Hadi işlerim var şimdi ben seni sonra ararım” deyip kapattım. Kadın çeki elime verdi, “git bunu müdür beye imzalat” dedi. Kalktım. Müdür odası kuytu bir yerdeydi ve müdür odasında değildi. Dudaklarımı ısıra ısıra, kafamı tavana çevirip içime içime ağladım.

Atmak istediğim imza o değildi…
Ve ben mutsuzdum.

Mutsuzluğu şiddetlendirecek bir sıfat yok üstelik. MUTSUZ,dum MUTSUZ,um MUTSUZ!

Atmak istediğim imza o değildi...

Read more...

Çarşamba, Ağustos 18, 2010

yosunlu mavi

Ağırım.
Nasıl bir ağırlık bu?
Elim, kolum, bacağım benim değil sanki. Yüzer kiloluk birer külçe taşıyorum.
Oruçlu da değildim bugün üstelik.

Ağırım.
Nasıl bir ağırlık bu?
Beynim benim değil sanki. İçi gözyaşı dolu bir koca sünger var kafamın içinde.
Bu yeni bir şey değil üstelik.

Ağırım:
Nasıl bir ağırlık bu?
Akıntıya karşı nefes nefese yüzmüşüm gibi.
Ya da sevgiliyle çıkılan 4 günlük bir tatil motelinin havuzuna ilk kez atlamış gibi.

Çekilen fotoğrafları yüklemeli bilgisayara.
Sevgiliyi arayıp ne güzel çıkmışız demeli. Açar mı telefonunu?
Benden “gidene kadar” görmemeyi isteyecek ve “gittikten sonra” maziye gömecek kadar nefret mi ediyor gerçekten? Yoksa “ben artık sana inanmıyorum” mu kilit cümle?

Ve ben yine yazamıyorum işte.

Ve ne kadar da çok seviyorum!

Ve bu ne kadar liseli bir cümle.

Ve be ne kadar güzel bir fotoğraf!



Ve ne kadar güzel sevgiliyle olan fotoğraflarla oynamak, onları zumlayıp sevgilinin taaa gözlerinin içine bakmak.
Ve ışık görmek o gözlerde, ve neşe, ve muzurluk.
Ve kendiminkilerde bir koyu hüzün, babamdakine benzer.
Ve ben bu şarkıda ağlıyorum.



Röyksopp-Only This Moment

“stay or forever go
play or you’ll never know”


Sevgilim beni görmek istemiyor artık.
Babama ne kadar bir zaman içinde gideceğimi söyledim.
Rolleri değiştiler şimdi…

“deep down inside i know our love will die”

Diğerlerim mırıldanmaya başladılar yine. Cumaya kadar Çevirisini yapmam gereken 2 transkript ve diploma var. Şu anda bu işi birine devredebilmek ne kadar güzel olurdu. Bir word belgesini açıp sağ girintisi, sol boşluğu diye bakınmak nasıl da sinir bozucu.
Kardeşim ilk “turne”sine çıktı. Otelde geçirdiği ilk gecesinde “evde kalmak gibisi yok” dedi.
Yarın tüberküloz testinin sonuçlarını almam ve emniyete gidip “kayıp ehliyetimi yeniden çıkarın lan” demem gerek. Lan dememek hakkımda daha hayırlı olur muhtemelen.

Bir de aklıma geldi de bana "kendini bize 3 kelimeyle nasıl tarif edersin" deseler:

“siktir olup gidiyorum” derdim.

Hakkımızda hayırlısı!

Read more...

Cuma, Ağustos 06, 2010

gRi biR sabah

Uyudum mu ben şimdi?
Yeni bir güne mi uyandım yani?
Bu içimdeki sıkıntı, bu yüreğimde ki ağırlık, bu aynada inleye inleye ağlayan, şişko surat kimin?

“bu gece kal” dedi sevgilim. Film izliyorduk, yalnızdık. Kucağında uyukluyordum. Kalamazdım. Kalamadım.
Korkağın tekiyim çünkü ben.
Ve korkağın önde gideni olduğum için gidiyorum dünyanın öbür ucuna da. Korkularımın üstüne gidemediğim için kaçıyorum.

O “kal” dediği için ve ben kalamayacağımı bildiğim için, erkenden “hadi beni eve bırak” dedim. Burada daha fazla ısrar etmesin ve ben de daha fazla reddetmek zorunda kalmayayım diye, yanından ayrılıverdiğim bu 1-2 saatleri orada yana yana özlemeyecek miyim? Yanında olma fırsatım varken, bırakıp gittiğim için yemeyecek miyim kendi kendimi?

Allah’ım al bu kalbi içimden. İkisini de sevmek istemiyorum ben bu adamların artık. Ne Sevgilimi ne de Babamı. İkisine de yalan söylemek istemiyorum, ikisini de üzmek istemiyorum ve ikisinden de vazgeçmek istemediğim halde, ikisini de terk ediyorum.

Ne kadar zaman kaldı sahi?

Bir de sala okunuyor sabahın bu vakti.
Ölüm’de var diye hatırlatıyor.



Acıdan, kederden ölemediği zaman
Ağlar da ağlarmış insan…

Read more...

Çarşamba, Ağustos 04, 2010

eskiden biR moR

DS2019 belgem bakanlığa gelmiş which means dönüşü olmayan yola girildi. Dün çok garip bir şekilde, bakanlıktaki finansal danışmanımla konuşurken yakaladım kendimi. Rutgers’e paramın yatırılıp yatırılmadığını, yatırıldıysa vazgeçme durumunda bunu iptal edip edemeyeceklerini sordum. Kadın güldü bana, 21 yaşındaki o tıfıllardan birine yaptığı muameleyi yaptı ve “sen çok korkmuşsun belli, bir git bakalım, çuvallarsan en azından dil okulundan döner, hem gezdim gördüm dersin, hem de Türkiye’de kazanıp kazanamayacağının kesin olmadığı maaşınla önümüzdeki 10 yıl boyunca bize tazminat ödersin” dedi. Ben de “nasıl iş bu ya, gidip gelince de 10 yıl zorunlu hizmet, şöyle bir bakıp gelsem bu kez 10 yıl tazminat ödeme, ne anladım ben bu işten ”dedim. “Demek ki gidip başarıp dönmek daha mantıklı di mi?” dedi.

Konsolosluğu aramış arkadaşlar, en erken ayın 10una vize görüşmesi için tarih veriyorlarmış. “Ne aceleniz var” dedim. “Biz vizeyi alalım, en zorunu atlatalım sonra istediğimiz zaman, geniş geniş gideriz işte” dediler. Mantıklı tabi. Pasaportta vize olduktan sonra istediğin zaman atla uçağa git. Ayın 13üne tarih alalım diyorlar. Ben o hafta içinde sevgilimle bir tatil kaçamağı yapmayı düşünüyordum. Gerçi ayın 10u zaten ramazan di mi? Off bilmiyorum.
Babam bu tatil kaçamağını da bunca yalanımın arasında yemez ama bakalım.

Ayrıca vize alındıktan sonra bir de Ankara’ya para almaya gidilecek. 2 aylık yurt dışı maaşı verecekleri için hesaba yatırmıyorlarmış, merkez bankasına gidip elden alıyormuşuz.. Pardon ama ben nereme sokacağım o parayı giderken. Çorabıma mı dolduracağım rulo yapıp. Devlet memuru olmak isteyip istemediğimi bir kez daha düşünmem gerek sanırım.

Ya da düşünmek için fazlasıyla geç kaldım artık…

Gün geçtikçe daha çok bağlanıyorum sevgilime…
Gün geçtikçe daha çok korkuyorum.

Az önce, tamamen tesadüfen, Hotmail hesabıma bağlı oluşturduğum space’i buldum.
“I thought we had something pRecious now i know what it's woRth” koymuşum adını. Vehala public'miş meğer. Şöyle bir şey yazmışım:, sene 2006 ekim!

benim için önemli bir dönüm tarihi aslında 15 ekim. bugünlerdeyse başarılı olup-olmamak hiç bişey ifade etmiyor. yaptığım tüm hazırlıklar tek bir kelimeyle uçtuuuu gittiiiii. içimde yanan sadece bir küçük mummuş meğer, söndü ufacık bir esintiyle. yılllardır tuğla tuğla örüyorum sandığım burçlar,kaleler kumdan meğermiş....

oysa planlarım vardı benim, beklentilerim olmadı hiçbir zaman zaten. sadece KENDİ hayatımı kurmak için planlar yapıyordum ben, rotamı çizmeye çalışıyordum. şimdi pusulasız bir gemi gibiyim okyanusun ortasında. karaya çıkmak ne değiştirecek bilmiyorum. okyanusun ortasında sürüklensem kime, ne fayda....

kocaman bir boşluk içimde ki.
boşa çekilen küreklerin ağrısı mı göğsümde ki, yıkılan kumdan kalelerin hayal kırıklığı mı?
zihnimde çarpışan soru işaretleri mi engel gözyaşlarıma, anılar arasından seçtiğim kahkalar mı?

oysa ben de "YORULDUM", ama en azından inancımı kaybetmedim. 'zor günler hep var hayatımızda, bugünlerde onlardan' diye inanıyorDum hep. şimdi biliyorum ki kahramanlar sadece çizgi romanlarda. ve ben değirmenlere yenildim, hayatımda ilk kez !

yolumu kaybedecek değilim, yeni bir deneyim yaşıyorum hepsi bu ( ne demişti felsefe öğretmenim Hande hanıım lise de "deneyim bize atılan kazıkların bileşkesidir" ) kızmak istiyorum aslında ve hatta kontrolümü kaybedip saldırmak istiyorum şuursuzca... ama önce canımı yakanı bulmalıyım.

Bunu o hayatımı değiştireceğini sandığım "hakimlik sınavı"nın ardından yazmışım.
Ve o değirmenlere yenilen don kişot, ne kadar manidarmış:) Hem çuvalladığım bir sınav, hem uzatmalarını oynayan bir ilişkinin bitişi...
Ve o space'in de son yazısı "yalnız bir opera"ymış. Yine yine yine...
Ve bir de fotoğraf koymuşum, "eski" ye dair.
Bakınca hiç ama hiç bir şey hissetmediğimi görmek nasıl da garip ve bir gün sevgilimle de böyle olabile... Hayır hayır bunu düşünmek bile istemiyorum.

Çünkü, böyle bir şey hiç olmayacak.
Çünkü, O hep olacak!
Çünkü, ben bugüne kadar hiç böyle hissetmedim!
Çünkü O'na hissetiklerim kimseyle kıyaslanamaz bile!
Çünkü...
Hep...
O...

Read more...
doradoraa [at] gmail [nokta] com

ne güzel demişleR

deli saçması

  © Free Blogger Templates Blogger Theme II by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP