uykusuz mavi
Belirsizlikler içinde yaptığım planlar mı? Bir yandan "evet artık olsun şu iş" diye heyecanlanıp, diğer yandan hala “ya yanlış bir karar verdiysem, ya 30 umda 2009da verdiğim o boktan karar yüzünden…” diye başlayan cümleler kuruyorsam kaygısı mı?
Kardeşimin nükseden nefreti mi?
Ebeveynlerimin aniden kaçan uykuları mı?
H. kişisinin “etkileyici” saçmalıkları mı?
Hakkaten konusu ne lan benim hayatımın? Hayatı siktir et. Şu son bir ayın konusu neydi?
Konusuna da ana fikrine de kafam girsin! Yeter artık ya! Birisi start desin, motor desin, action desin, oyun desin, AKSIN artık hayatım. Ben de marttan erken rezervasyonlu temmuz tatilleri için otel aramaya başlıyım mesela. 23 nisanı hafta sonuna birleştirip 4 günlüğüne akyaka’ya kaçayım arabamla mesela. Çarşamba akşamı tiyatroya biletim olsun ya da pazartesi akşamı konsere gideyim mesela, hafta sonunu beklemeyeyim nefes almak için.
—Hah! Salak, Çarşamba tiyatrosu, Perşembe konseriymiş. Nelerden vazgeçiyorsun sen, farkında mısın?
—Sus. Lütfen sus. Hiç halim yok buna bu gece.
—O yüzden mi gecenin ikisinde çıktın yatağından. O yüzden mi bininci kez dinliyorsun aynı şarkıyı?
—Şimdi bu riski almazsam, başka ne zaman yapacağım?
—Bu tam anlamıyla bir risk değil ataletin yüzünden varabildiğin tek çıkış kapısı. Açmaya korkuyorsun çünkü o kapıdan çıkarsan geri dönmek epey vaktini alacak.
—Sus n’olur?
—Daha iyilerini yapabileceğini çok çok iyi bildiğin halde bunu bulunmaz/kaçırılmaz bir fırsat gibi satıyorsun çevrendekilere. Annene. Babana.
-…
—Niye ağlıyorsun ki? Büyük resmi çok net görmene rağmen hala aynı koltukta oturup aynı ekrana bakıyorsun. 3 ay oldu bak. Tek bir
—Başa dönmeyelim artık. Olmuyor işte. Kapana kısıldım burada. Hem de senin yüzünden! Sen içimde bas bas konuştukça, ben dışımda düğüm düğüm karışıyorum. Sen ben değilsin, ben de sen değilim.
—Bu önemli değil i zaten. Önemli olan Zeynep. O kim?
—Sen değilsin. Sen olmazsın. Seni kimse tanımıyor. Annem en sevdiğin yemeği, babam nasıl araba kullandığını, kardeşim ilk aşkından ayrılınca ne çok ağladığını bilmiyor. Hiç kimse tanımıyor seni.
—Peki bakalım, neymiş senin en sevdiğin yemek? Kimden öğredin sen araba kullanmayı? Öğrendin mi? Kardeşine “üzgünüm ama kendini buna hazırlamalısın” dediğinde hatırladığın kimdi, ilk aşkın mı? Yeter ki içimden çıksın diye yazıyorsun akıtıyorsun zehrini de, benden başka kim anlayacak şu yazdıklarını? Kim tanıyor seni? Sen tanıyor musun kendini? Nasıl tanıtıyorsun insanlara BENi?
—Nefret ediyorum senden! Orada oluşundan. Her fırsatta “ben buradayım” diye ortaya çıkışından. Sorularından…
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Sustu.
Bir doğumun sancıları bunlar. Biraz daha terleyeceğim nefese nefese.
Sonra kendimi doğurup kendimden, bir büyük çığlıkla başlayacağım yepyeniden.
doğrusu bilmiyorum
dalıp dalıp gidiyorum böyle
dalıp gidiyorum ve dalgınlığımda bir kent
bir duvar, bir de sen, duruşunda güz özellikleri
dostlar, bütün dostlar içerde.
bir kent mi, bir yüz mü, binlerce yüz mü, bir kent mi
beyaz mı, daha mı beyaz, o kadar çok mu beyaz
bütün bunları kendime bir adres gibi sorup
hüznüme, kalbime, soğuğuma
gelecekten arta kalan bir mutluyum.
.
.
.
.
.
maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi
bir renk değildir mavi huydur bende
ve benim yetinmezliğimdir
ve herkesin yetinmezliğidir belki
denecektir ki bir süre
ve denenecektir
bir akşamüstünü düşünmek bir akşamüstünü düşünmekten başka nedir ki.
gelecekten utanarak dönen bir sevinçliyim
ya sizler
ey sırasını beklemeden gelen akşamüstleri.
Edip Cansever/GÜNLERDEN
