Pazartesi, Haziran 11, 2007

gece mavisi

Hiç sırası değildi bu gözyaşlarının! Güzeldi gün, açık hava, kuzenler, mangalda köfte, ip, top, hamak...
Ne kadar çok zırlar oldum bu günlerde, hayır pms değil bu. Keşke yine her zırlıyorum deyişimde “kapı zili mi bu be zııır zııır” deyip güldürsen beni. Ah canım arkadaşım ne çok yol, ne çok an girdi aramıza.

Ben bu gece zırlamazdım ya o yazıyı görmeseydim eğer. Günün yorgunluğu çökmüşken herkese, yatmadan önce şöyle bir göz atayım dedim readera neler olmuş pazar pazar. Bloglar dosyasındaki tek tük yazılarda adını görünce yine onunkini açtım önce. Vazgeçtim hemen readerdan tabi, mekânında misafir olmak istedim yazdıklarına, yaşadıklarına, sağ üst köşedeki kelebeklerle boynu bükük yonca eşlik etsin istedim bana. Çok acayip bi’şey bu diye düşünüyordum, unuttum sonra. Çok muhteşem bi’şey bu çünkü. O kalemin yazdıkları içime işliyor benim hemen her seferinde. Ve üzerine ekleyecek tek bir cümlem olmuyor çoğu zaman. “Vay be” diyorum, “evet aynen böyle” diyorum, “tanısam keşke” diyorum, geçiyor sonra etkisi. Sonra bi’daha yazıyor bi’daha “kal geliyor” bana. Ama bugün bu gece geçmedi etkisi. Okudum. Daha okurken bir yumruk oturdu boğazıma. Hemen kapadım ekranı, içeri gittim. Maaile ekran karşısında Bülent Ersoy’un doğum gününü kutluyordu, babam uyukluyor, ekranda birileri hoppidi hoppidi göbek atıyordu. Bir koltuk köşesine tünedim öylece. Herkes eller havaya eğlenirken tv karşısında ve içinde bana da bulaşır sandım. Bi’baktım o tanıdık tuzlu tat dudaklarımda. Gittiğimi kimselere fark ettirmeden çıktım odadan.
Önce yeni kalemimle, eski defterime yazdım hislerimi. Herkesten habersiz yaptığım planları. Dualarımı yazdım yine akan mürekkebe karıştırdım onları, kimseler anlamasın diye. Sonra bi’daha açtım ekranı, bi’daha okudum bi’daha, bi’daha, bi’daha, bi’daha. Kaç kere okudum bilmiyorum. Öyle okudum okudum ağladım. "Biterken" demiş ya O, biterken deyip Erzurum haritasını koymuş ya. Bakıp bakıp ağladım. O’nun içime işlediği yetmezmişçesine winamp tuttu bilmem kaç gece şarkısının arasından Birol Namoğlu’nun içime işleyen sesini buldu çıkardı (evet sizleri canlı dinlemek farz oldu bana artık farkındayım) ;

“her nereye gidersen kendinle yüzleşirken
kimse duymaz yalan söyle
terk ettiğin şehirler yarım kalmış şiirler
sustukların büyür içinde”

Yetmedi şöyle dedi;

“terk edip gitmek kolay
alışkanlık kalır sadece geriye ve bir tek o koyar...”

Öylesi bir kararın eşiğinde oluşumdan mıydı o kelamların yüreğime dokunması, benim bu kadar cesur bi’insan olmayı beceremeyecek olmamın korkusu muydu bilemedim, bilemiyorum. Sana sorsam belki nazikçe teşekkür eder, “sen bi’de içimdekileri bil” diye düşünürsün ya da düşünmezsin bilemiyorum onu da. Sen ne dersen de, ben buradan bakınca inanılmaz güçlü bir kadın görüyorum. Her yiğidin harcı değil böyle hayatımı refresh ediyorum deyip bir sözleşmeye imza atmak, en adam gibi adamlar bile edemezken bu lafı, cümle aleme ilan etmek : “Sığınılacak liman değil.. sevilecek adamdı..” “pardon ben size aşığım, gururluyum, artık hayatıma devam edebilirim”, her “benim” diyen beceremez böyle delicesine ama durgun yaşamayı: saate sadece 01:03 demeyi, gün başlıyor ya da bitiyor diye yorumlamadan sadece 01:03 demeyi, herkes "ben büyük harfleri sevmem" der de, kimse "noktayı sevmem" diyecek kadar cesur değil....

Yine söylediklerine ekleyecek tek bir cümlem yok, sen zaten söylemiştin önceden,
“ben.. bir noktalı virgül koydum cümleme, ne bitirdim ne durdum.. bi duraksadım.. başlarken bir yenisine bi duraksadım”

Gökyüzüne baktım yıldız yoktu, yıldızlara ihtiyacımız yok zaten gönülden dilekler için. Ben kendi adıma “cesur bir kadın gibi davranabilmeyi, arkama bakmadan çekip gidebilmeyi” diledim bu gece ve senin için senin gönlünden geçenleri sana getiren güzel bir başlangıç olmasını... Kışlar karlar iyidir hem, için üşürken anlamazsın, dudakların heyecandan mı eksi bilmem kaç dereceden mi titrer ayırt edemezsin, işine gelmezse “soğuk” dersin, hatta “çok soğuk” der hiç düşünmezsin...(sahi "alışmak dediğimiz ne ki tam olarak?")

Dibine not: Tanımıyoruz birbirimiz, tanışmıyoruz hiç. Tam da bu yüzden seni rahatsız etmiş olabilir bir delinin sayıklamaları, üstelik “size” sen deyişi... Niyetim asla böyle bir şey değildir, en ufak bir hatam söz konuysa tek cümlenizle silerim hepsini...

En dibine not: Evet pek çoğunuzu ilgilendirmiyor bunlar, ona mail atabilirdim, ama ben böyle hissetmişken mutlaka paylaşmak istedim. Beni bilenler bilsin istedim, oralarda bi’yerlerde bir hayat değişiyor ve ucu bana dokunuyor...

4 akıllı çıkaramadı:

Goddess Artemis 11 Haziran 2007 14:55  

@ mahallenin delisi:

Güzelciğim,

Dilediğin gibi sayıklamakta, istediğin gibi saçmalamakta sonsuz özgürlüğe sahipsin (hem bu blogda hem de gerçek-!- hayatta). Hayat senin, nasıl istersen öyle yaşarsın. Diyelim ki, ben seni hiç tanımayan biri olarak, yazdıklarından birtakım çıkarımlar yapıyorum. Bu çıkarımlar üzerinden, sana soru sormak ve yorum yapmaya kalkmak gibi haddini bilmezliklere başvurmaya hakkım yok.

Ben okuduğum metinden aldığım tada bakarım. Gerisi, örneğin: kime yazdın? neden yazdın? gibi sorular sormak, abesle iştigal etmektir.

Bütün bunları biliyorsundur mutlaka ama yine de bir abla gibi hatırlatmak istedim.

Sevgilerimle :o)

mahallenin delisi 11 Haziran 2007 16:02  

@goddess artemis: :)hatta :D hatta :')

çok çok çok teşekkür ederim. kimsenin özel alanlarına girmek istemem, başka da bir kaygım yok aslında. yine de böyle hatırlatmalara, aydınlatmalara ihtiyacım oluyor zaman zaman.

eksik olmayın! :o)

joone 11 Haziran 2007 18:46  

hayır sen benim yazdığıma ağladın da.. ben senin bana yazdığına niye ağladım onu bilemedim.. hiç tanımadığım biri böyle anlayabilir mi beni.. bi dakka benim bi kendime gelmem lazım..

mahallenin delisi 11 Haziran 2007 21:28  

@enteldantel: anlaşılan ikimizin de ağlayası varmış =))
okumaya bilen biri çok daha fazlasını bile anlayabilir bence...

sevgiler,

doradoraa [at] gmail [nokta] com

ne güzel demişleR

deli saçması

  © Free Blogger Templates Blogger Theme II by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP