dünyanın (yeni) yedi harikası -2
Chichén Itzá, Meksika (İbadet ve Bilgelik)
Christ Redeemer, Brazilya (Sıcak bir karşılama ve Açıklık)
The Great Wall, Çin (Azim ve Kararlılık)
Machu Picchu, Peru (Cemiyet ve İthaf)
Petra, Ürdün (Mühendislik ve Koruma)
The Roman Colloseum, İtalya (Sevinç ve Istırap)
The Taj Mahal, Hindistan (Aşk ve Tutku)
(Bu arada bende 7 harikadan 4 üne oy vermiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum=))
Yeni harikalarımız bunlar-mış, bundan böyle. Açıklamalara geçmeden önce aklıma takılan bi’şeyi paylaşmadan edemeyeceğim. Şimdi vakıf bunları seçti, ilan etti ama uluslar arası kuruluşlardan hangisi bu durumu onayladı. Resmiyeti nedir, hiçbir fikrim yok. Unesco’nun internet sitesinde konuyla ilgili bir şey göremedim. New7wonders.com da da buna ilişkin herhangi bi’şey çarpmadı gözüme. (doğrusunu söylemek gerekirse fazla da kurcalamadım. İlk etapta olabileceğini düşündüm sayfalara baktım göremedim) Hoş onaylanması gerekli mi, sivil toplum, yönetişim diye nutuklar attığımız şu günlerde böyle meşrulaştırıcılara ne derece ihtiyaç var, ihtiyaç var mı bunu da ayrıca tartışabiliriz sanıyorum.
DÜNYANIN BİLİNEN İLK 7 HARİKASI
M.Ö 2.yy.’da seçilen dünyanın yedi harikasını sıralama fikri ilk olarak M.Ö 5.yy.’da Herodot’un tarihçesinde geçti. Bir süre sonra Yunanlı tarihçilerden Bizanslı Philon'un belirlediği sanılan dünyanın 7 harikası o zamanlarda Atinalılar için bir gezi rehberi olup tamamı da Akdeniz havzasında yer alıyordu. İskenderiye Kütüphanesi’nin baş kütüphanecisi Finikeli Callimachus (M.Ö. 305 - M.Ö. 240) “Dünyadaki Harikaların Bir Listesi’ adlı eserini de aynı dönemde yazdı. Bu liste hakkında tüm bildiğimiz, sadece bu başlık. Çünkü kitap İskenderiye Kütüphanesi’yle beraber kül olmuş durumda. Bu harikalar sırasıyla şöyle:
1-Keops Piramidi (Mısır): Dünyanın Birinci Harikası bilinenin aksine Mısır’ın başkenti Kahire yakınındaki Nil Nehrinin batısında bulunan Giza Yaylasında ki 3 piramit değil, onların en büyüğü olan Keops piramididir. Büyük Piramit de denen Keops Piramidi, M.Ö. 2800 yıllarına doğru hüküm süren Mısır'ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops'un mezarıdır. (diğer
piramitlerden ortanca olanı, Keops’un kardeşi kefren’e, küçük olan ise M.Ö. 2500'lü yıllarda hüküm süren Mikerinos'a aittir.) Pramidin, üç ayda bir toplanan 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlandığı sanılmaktadır. Büyük pramit gibi bir yapının, gerçek boyutlarıyla planlanması önemli bir geometri ve matematik bilgisi gerektirmektedir. Nitekim büyük piramitle ilgili bu veriler günümüz teknolojisi için bile hayli şaşırtıcı ve çağları da aşan bilgilerdir. Bu şaşırtıcı bilgilere bi’kaç örnek vermek gerekirse:- Piramit'in bulunduğu yerden geçen meridyen Dünyamızı (karaları ve denizleri) tam eşit iki parçaya böler.
- Piramit'in dört yüzü de dört ana yönü göstermektedir. Kuzey yönü gerçek kuzeye göre ancak 4 dakika 53 saniyelik bir sapma gösterir.
- Piramit'in bulunduğu yer Dünya'nın ağırlık merkezinin tam üstüdür.
- Kirletilmiş su bir kaç gün piramidin içinde bırakıldığında arıtılmış olarak bulunur ve piramidin içerisinde süt bir kaç gün süreyle taze kalabilir ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.
- Keops’un bulunduğu odaya yılda iki kez güneş girer, bu günler doğdugu ve tahta çıktığı günlerdir. (Bu tüm piramitlerde böyledir.)
2-Zeus Heykeli (Yunanistan): Heykel, adına olimpiyat oyunları düzenlenilen, Yunanlıların en büyük tanrısı Zeus için yapılmıştır. M.Ö 776 başlayan olimpiyat oyunlarının yapıldığı yerde (Olympia) tanrıların kralı Zeus’un adına yaraşır bir tapınak inşa edildi. (Zeus tapınağı) Tapınağın içerisine yerleştirilen Zeus heykeli ise daha önce Athena heykelini yapan Phidias tarafından yapılmıştı. 7 metre genişlikte ve yaklaşık 12 metre yüksekliğindeydi. Dev bir sandalyeye oturmuş olan Zeus' un başı tapınağın tavanına erişiyordu. Zeus, özenle hazırlanmış tahtında oturur şekildeydi. Başı neredeyse tavana değiyordu. Sağ elinde zafer tanrıçası Nike'ı tutuyordu.
(Bu figürün bile normal bir insan boyunda olduğu söylenir) Sol elindeyse üzerinde çeşitli metallerden kakmalar olan ve üzerinde kartal olan bir hükümdar asası vardı. Altın, abanoz, fildişinden yapılmış olan ve değerli taşlardan kakmaların bulunduğu Zeus'un oturduğu taht, heykelin kendisinden daha etkileyiciydi. Üzerinde, Yunan tanrılarının ve sfenks gibi mistik hayvanların oyma figürleri yer alıyordu. Bu muhteşem heykel Tanrının kutsal gücünü ve iyiliğini ifade ediyordu.
Roma imparatoru I. Theodosius, M.S.255 yılında, bir dinsiz adeti olduğu gerekçesiyle olimpiyatları durdurmasının ardından zengin Yunanlılar, heykeli Bizans'a (İstanbul) taşıdılar. Heykel, M.S.462 yılında çıkan bir yangında yok oldu.
3-Artemis Tapınağı (Türkiye): Tanrıça Artemis'e ithaf edilmiş tapınak Efes'te M.Ö. 550 yıllarında tamamlanmıştır. Tapınak tamamen mermerden inşa edilmiştir. Dünyanın yedi harikasından 3.
olarak sayılan tapınaktan geriye bugün sadece bir iki mermer parçası kalmıştır.
Tapınak hem bir pazaryeri, hem de bir dini müessese olarak kullanılıyordu. Artemis Tapınağı M. Ö. 21 Temmuz 356 yılında adını ölümsüzleştirmek isteyen ve ne yazık ki bunu başaran Herostratus adlı biri tarafından yakıldı. Çeşitli tadilatlarla 4. yüzyıla kadar gelen tapınağın eski cazibesi kalmamıştı çünkü Efeslilerin çoğu artık Hıristiyandı. 401'de Aziz John Chrysostom, Artemis Tapınağı'nı tamamıyla yıktırdı. 19. yüzyılda ilk kazılar yapıldı ve tapınağın temelleri, birkaç sütun ve batık kentten bölümler ortaya çıkarıldı. Selçuk'tan Kuşadası yolu'na girişte sağda bu görkemli tapınağın kalıntılarını görmek mümkündür ancak buluntuların çoğu yurtdışına çıkarılmıştır.
4-Rodos Heykeli (Yunanistan): Yalnızca 56 yıl ayakta kalmasına rağmen, Rodos Heykeli dünyanın yedi harikasından dördüncüsü olmayı başarmıştır.
Heykel sadece dev bir heykel değil, aynı zamanda çok güzel bir ada olan Rodos Adası halkının birliğini simgelemekteydi. MÖ 305'te Makedonya Kralı Demetrios, Rodos’u uzun süre kuşatma altında tuttu, ancak MÖ 304'te barış yapıldı. Kuşatmanın kalkması anısına, tüm askeri malzeme satılarak ve silahlar eritilerek, Rodos limanının girişine Güneş Tanrısı Helios adına dev bir heykelin yapılmasına karar verildi. 12 yılda yapılarak MÖ 282'de bitirildi. 32 metre uzunluğunda ki heykel, MÖ 226'da oluşan çok şiddetli depremde en zayıf yeri olan dizlerinden kırılarak yıkıldı.yıkılan parçaların heybetinden ötürü tadilatı mümkün olmadığından 653 yılında Arapların rodos’u ele geçirmesine kadar kırık heykelin öylece kaldığı, Araplarınsa heykeli parçaları bölüp hurda olarak sattığı bilinenler arasındadır.

1300lü yıllarda olan bir depremle yıkıldığı sanılan mozoleye ilk tahribatı bölgeye 15.yy da Haçlı Seferleri sırasında gelen St.John şövalyeleri vermiştir. Şövalyeler, hemen tüm taşlarını sökerek Bodrum Kalesi'ni yapmışlardır. Bölgede yapılan kazılar sonucu bulunan kabartmalar, Mausolos ve Artemisia'nın heykelleri, dört atlı arabanın parçaları bugün British Museum'da sergilenmektedir.
Hakkında en az kayıt olan harikadır. Bahçelerle ilgili Babil kaynaklarında ya da Nebuchadnezzar döneminden kalan tabletlerde hiçbir kayda rastlanmıyor. Modern tarihçilere göre Büyük İskender'in askerleri Babil'in verimli, yemyeşil topraklarından çok etkilenmişler ve geri döndüklerinde Mezopotamya'nın büyüleyici bahçelerini, palmiyelerini, Nebuchadnezzar'ın sarayını, Babil'in ünlü kulesini ve zigguratları anlatmakla bitirememişlerdi. Günümüzde bu tanımlara göre çizilen resimler bulunmakta ve krallık sarayı kalıntıları yakınında yapılan kazılarda bulunan su kanallarına ait kalıntıların bahçelerin sulama sistemine işaret edebileceği düşünülmektedir.7-İskenderiye feneri (Mısır): Tehlikeli kıyı şeridi boyunca gemicileri yönlendirmek amacı ile İskenderiye kenti kıyısındaki Faros (Pharos) adasında yapılmıştır. Proje Büyük İskender'in
komutanlarından Ptolemy Soter'e aittir ama fener, oğlu Ptolemy Philadelphus tarafından bitirilmiştir. Çeşitli kaynaklarda 110 ile 170 metre arasında olduğu söylenen ve tümüyle beyaz mermerden yapılan fener, sadece harikaların değil bugüne kadar yapılmış fenerlerin de en yükseğidir. Fenerin en önemli özelliği, gündüzleri bile güneş ışığını denize yansıtmak amacı ile tasarlanmış cilalı bronz aynalarıydı. Geceleri ise aynaların önünde ateşler yakılıyor, böylece aynanın yansıttığı ışık gece yaklaşık 50 km. mesafeden görülebiliyordu Ayrıca ışığın çok uzaktan görülmesini sağlayan bu aynaların Arşimet tarafından yapıldığı da rivayet edilir.Mısır'ı ele geçirince İskenderiye'yi ve iklimini çok beğendiler ve fener yanmaya devam etti. Ama başkent Kahire'ye taşınınca fenerin bakımı ihmal edildi ve kazayla dev ayna kırılınca da bir daha yenisi yapılamadı. MÖ 956'daki depremde fener zarar gördü ama yıkılmadı. Fakat 1303 ve 1223'te Memlük Sultanı Kayıtbay İskenderiye'nin savunulması için bir kale yaptırmaya(Kayıtbay kalesi) karar vererek, yıkık fenerin tüm taşlarının ve mermerlerinin kalenin yapımında kullanılması emrini verdi. 1500 yılına gelindiğinde bu yapıya ait kalıntılar tamamen yok olmuştu.

2 akıllı çıkaramadı:
ben bu siteye üye olup oy kullanmıştım ama ne yaptığımı hiç hatırlamıyorum :)))
@ümit: =)) bugün bi'kaç kişi daha aynı şeyi söyledi bana. oylama uzun sürünce böyle olması gayet normal tabi.
oyları hatırlasak da hatırlamasak da tarihe not düşmüş olmak çok güzel bir his bence. tıklayarak bile olsa bizden yüzyıllar sora bilinecek bir şeye katkıda bulunduk. az şey mi? ;)
Yorum Gönder