Salı, Temmuz 10, 2007

elektRik mavisi

Dün gece uzun zamandır yapmadığım bi’şeye, küveti doldurup içinde keyif yapmaya karar vermiştim. Canım sıkkındı, haberler vasattı, annem menopoz teyze olmuş her yere esip gürlüyor, babam dalgın dalgın televizyona bakıyordu. Su bütün kötü elektriğimi alır götürür nasılsa, su kaynaklarının yetersizliğini bu seferde ben dert etmeyivereyim dedim. Ve kötü elektrik nasıl oluyormuş, insan nasıl elektrikle doluyor, nasıl deşarj oluyormuş bizzat yaşayarak öğrendim.
Islak elinizle hali hazırda çalışmakta olan ve kaçak yapan çamaşır makinesine dokunursanız siz de deneyimleyebilirsiniz bu durumu =)

Hayatımda ilk kez kalbimin attığını hissettim desem, abartmış olmam herhalde. Hayır, öyle nabzımı hissetmek falan değil, kalbimin attığını, ilgili kapakçıkları açıp, ilgisizleri kapadığını ve muhteşem bir güçle güm diye tüm vücuduma dağılmak üzere kanımı pompaladığını hissettim. Sonrası garip bir bilinçsizlik hali, yani olan biteni hissediyorum, duyuyorum ama ne bir ses çıkarabiliyorum, ne de herhangi bir hareketle fiziksel olarak tepki verebiliyorum üstelik hiç bi’şey göremiyorum. Bir an öldüm mü acaba diye düşündüm ama hemen kafam çalıştı:
—Salak ölmüş olsan önce hayatın geçerdi gözlerinin önünden, öyle bir film seyretmediğine ve hala ayakta durduğuna göre ölmüş olamazsın. Şoktasın şu anda, bir tepki ver de telaşa kapılanları rahatlat, yoksa hastaneye götürecekler birazdan.

—İyiyim ben tamam, yok bi’şey!

"Aman çok şükür" nidalarıyla, hemen banyodan çıkarıldım, ama kafam çalıştı ya bi’kere “iyiyim”den sonra söylediğim 2. cümleye bakın:
—Suyu kapatın boşa akıyor banyoda!
Üstelik ben cümleyi böyle gramatik kuralla uygun olarak kurduğumu zannederken meğer bizimkiler hiç bi’şey anlamamış, aslında kekeliyormuşum =)

Sonra birden gözlerim açıldı, daha doğrusu ışık gözlerimi aldı. Meğer çarpmanın etkisiyle sigorta atmış, dolayısıyla benim gözlerime perde indi sandığım şey, sadece karanlıkmış. Neyse uzatmayayım cümbür cemaat epey korktuk gece gece. Ama ben mesajı aldım:
“titre ve kendine gel” dedi çamaşır makinesi bana!

Çamaşır makinemizin sözlükte bahsedilen içine şeytan girmiş çamaşır makinesi ile aynı model olması, garip bir tesadüf olamaz herhalde.(özellikle mortifera’ya ait ilk entryi mutlaka okumalısınız) Artık kendisiyle uzaktan yakından işim olmaz, kendim yıkarım çamaşırlarımı, mazaallah! Zaten babam ona haddini bildirecektir en kısa zamanda =))

Neyse bu sayede koca bir Salı gününü evde geçirmek için mazeretim oldu. Bir de tabi böyle durumlarda adet olduğu üzere hayatın ne kısa olduğunu, ölümün hiç uzak olmadığını falan
düşündüm. Bi’süredir konuşmadığım insanları aradım, ne zamandır yazılacak mailleri, mektupları yazdım. Ama asıl mühimi ilk kez kendi ölümü düşündüm. Hiç düşünmemişim bugüne kadar. Garip bi’duygu insanın kendi cenazesini düşünmesi tabi. Sigortalar atmamış olsa şu an itibariyle (ki dışarıda öğlen ezanı okunmakta) cenazem için namaz kılınıyor olabilirdi. Kimlerin haberi olurdu acaba. Mesela insanların birinin ölüm haberini alır almaz, o kişiyi tanıyan diğerlerine neden hemen haber verdiklerine pek anlam veremezdim, hani ailesi arar nasıl olsa sana ne oluyor gibi düşünürdüm ama değilmiş işte, ailenin böyle bir durumda hali mi olur haber vermeye, tanıyanlar birbirine ulaşacak işte.
Bunları düşünürken fark ettim ki, tanıdığım bir sürü insan haberdar olmayacaktı böyle bir durumdan. Bu blog vasıtasıyla ya da çeşitli internet platformlarında tanıştığım yazıştığım insanlar mesela. Hadi sanal kişilikler olarak birbirimizin hayatında kapladığımız yer 0,1 birim olsun. Ya aslında çok şey paylaştığım, hayatımda benim için önemli olan ve onlar içinde önemli olduğumu düşündüğüm/bildiğim arkadaşlarım. Ailem hiçbirine ulaşamazdı sanırım. Ortaokul arkadaşlarım mesela. Hadi fakülteden arkadaşlarımın haberi olurdu anahtar kişiler vasıtasıyla da aynı bölümde olmadığım ama hala görüştüklerim. Eski iş yerinden arkadaşlarım mesela, haftaya onlardan bazılarıyla bir yemek planımız vardı var yani, hadi oraya gitmedim diye arar öğrenirlerdi ya olmasaydı öyle bir plan. Ya da arşivde ki eskiii eskiii arkadaşlar. Ölüm ilanlarının ne işine yaradığını da anlamış oldum böylece.

Bir de ne garip, bana mahsus bi’şey mi bu bilemiyorum ama herkes bilsin istediğimi fark ettim. Tanıdığım herkesin haberi olmalıydı sanki. Neden böyle düşündüm, bunun altında ne var hiçbir mantıklı açıklamam yok, birileri eksik kalsa bilmese ne olur sanki? Bilmiyorum.

Odaya ben yokmuşum gibi baktım bugün, ojeler, tokalar, kremler, kalemlikler, dağınık çekmeceler. Çok garip geldi benim ardımdan bütün (kirli) çamaşırlarımın ortaya dökülecek olması fikri. Eşyalarım, daha bir kez giyebildiğim ve elbise dolabında en yakın arkadaşlarımın en mutlu günlerini bekleyen kırmızı elbisem, ona uygun hevesle aldığım ayakkabısı çantası, yarım kalan okunmamış kitaplarım, cep telefonumda arşivlenmiş mesajlarım, fotoğraf albümüne kimini ben görmek istemediğim ama atmaya da kıyamadığım için, kimini bizimkiler görmese daha hayırlı olacağı için gizlediğim fotoğraflarım, bilgisayarda şifreli dosyalarda duran hikâyelerim, yazı taslaklarım, yine fotoğraflarım ve ayakkabı kutularım elbette. Bütün anılarım, yıllardır yazdığım günlükler, peçetelere çikolata kâğıtlarına yazılmış notlar, kurumuş çiçekler, gazetelerden kesilmiş kupürler, sinema biletleri, davetiyeler, mektuplar...

Benim yarım bıraktıklarım konusuna ise hiç girmeyeceğim. Sadece bugün için bile bitirilmesi gereken onlarca işim var, en basitinden daha dünyanın yeni yedi harikası-3 ü yazmadım =))
Neyse efenim kimseleri üzmek için yazmadım bunları, zaten üzülecek ve büyütülecek bi’şey yok ortada. Gayet iyiyim. Sadece ben hayatıma hiç böyle bakmamıştım, garip oldum, paylaşmak istedim.

Hayat kısa vesselam, hiçbir şeyi ertelememek lazım! Her anın kıymetini bilmek lazım. sahip olduğumuz tek şey'in içinde bulunduğumuz an olduğunu akıldan çıkarmamak lazım.

Ben şimdi gideyim, bu şımarık günümün tadını çıkarayım, akşama ne yemek istesem acaba?

10 akıllı çıkaramadı:

Adsız,  10 Temmuz 2007 18:32  

Iyiymissin ama gene de gecmisler olsun!

mahallenin delisi 10 Temmuz 2007 22:20  

@yazar(mı)(?) yazar hem de nasıl güzel yazar...
geçti canım geçti çok şükür, öyle bir titredik, değişiklik oldu.

eksik olma!

Ümit Kurt 11 Temmuz 2007 02:03  

hain çamaşır makinesi yaaa :))

insanın ölümü düşünmesi garip bir durum cidden. pek çok şey bir anda anlamsızlaşıyor ve çeşitli nedenlerle ya da bahanelerle yapmayı, söylemeyi ertelediğin pek çok şey anlam kazanıyor.

şu saatte bu yorumu uzatmamak daha doğru olacak :D

çok geçmiş olsun sana... aslında çok geçmiş olsundan sonra refleks olarak isim yazacaktım ama mahallenin delisi yazmak garip geldi :) ismin çok gizli diildir umarım :P

ps. bu arada blogunu takip ettiklerime ekliyorum :)

mahallenin delisi 11 Temmuz 2007 07:48  

@ümit: teşekkür ederim. bi'sürü şeyin aslında sandığımız kadar mühim olmadığını fark etmek de o kadar iyi değil galiba. doz aşımı olursa, insan tüm hayatı manasız gibi algılayabiliyor(muş) =))

isim konusuna gelince, özellikle gizliyor değilim ama burası bir delinin güncesi, herhangi biri ya da mahallenin delisi olmak işime geliyor bazen =D
boşver böyle dağınık kalsın.

dibine not: aa çok teşekkür ederim. çok sevindim. biz de onun ikamesi okudum beğendim ki 2 yazıyla listeye hızlı bir giriş yaptınız çoktan =)

Lyn 11 Temmuz 2007 20:52  

elektroşok tedavilerinin yerini bıraktığı, manyetik uyarım tedavisi uygulanır bir kısım mental rahatsızlıklarda; beynin elektrik dalgalarındaki bozukluk giderilir...

bu durumda hain çamaşır makinesi sayesinde aldığınız akımın, yaşama pozitif bakış açısında bir yükseltme sağladığı söylenebilir mi :)

çok geçmiş olsun, şimdi iyi olduğunuza sevindim. sevgiler...

Goddess Artemis 12 Temmuz 2007 03:56  

Büyük geçmişler olsun! "Dalgalandın da duruldun" demek ki... Aman diyeyim, bundan sonra daha dikkatli ol... ;o)

gaia 13 Temmuz 2007 14:14  

geçmiş olsun...

Adsız,  13 Temmuz 2007 14:28  

Bugünlerde kronik hale gelen bir ahmaklık hali var üzerimde. İki gün önce okuduğum yazınızı bu yüzden algılayamadım galiba. Geçmiş olsun! Umarım bundan sonraki badireleri de, böyle ucuz atlatırsınız.

mahallenin delisi 13 Temmuz 2007 16:57  

yorumları bu kadar geç cevaplayan biri değilim normalde, öncelikle herkesten özür dilerim.

@lyn; sahiden dediğiniz gibi inanılmaz pozitif bir enerjiyle doldum ve harika bir çarpılma ertesi gün geçirdim, bir de sonrasında şu soğuk algınlığı derdi çıkmasaydı harika olacaktı.

@goddess artemis; ay klavyene sağlık ne güzel demişsin "dalgalandın duruldun" diye. aynen öyle yahu =))

@faik murat; sağolun efenim.

@gaia; teşekkür ederim, eksik olmayın.

@hipokampus; aman efenim, rica ederim, ahmaklık falan... hem bu uzun sayılabilecek bir yazıydı, gözden kaçmış olabilir =)
temenninize yürekten katılıyorum. hepimizin böyle badireleri ucuz atlatabilmesi dileğiyle.

doradoraa [at] gmail [nokta] com

ne güzel demişleR

deli saçması

  © Free Blogger Templates Blogger Theme II by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP