mim'li laciveRt
Ağlıyordu ama sinirinden mi üzüntüsünden mi kendi de bilmiyordu. Hiç ihtimal vermiyordu böyle olabileceğine. Aklının ucundan bile geçmemişti. Her şeye inanırdı da buna inanamazdı. Herkes olabilirdi de, o olamazdı. Olmamalıydı.
Motorun sesini duydu birden. Hep yaptığı gibi arabasına atmıştı kendini, farkında bile değildi yola çıktığının. Hafiften yağmur çiseliyordu. “Şu kayganlaşan yolda kaybetsem kontrolü, 8 takla atsam yok 8 çift, uğursuz gelir, 9 takla atsam. Gazetelerin üçüncü sayfasında ‘bu arabadan sağ çıktı’ diye haberler yapsalar hakkımda” diye düşündü. Ölürse minicik bir köşede geçip giderdi adı. Haber değeri bile olmazdı belki. O yüzden kurtulması lazımdı.
Ceplerine baktı. Telefonunu üst cebine koymuş olmalıydı ama yoktu. Kotunun cebini kontrol etmek istedi. Sol ayağından destek alıp elini arkaya götürdü. Cebinden buruşuk bir kartvizit çıkardı. Araba hafiften sola kaymıştı. Hatta neredeyse bariyerlere çarpıyordu. Arabayı toparladı. Ama cebindeki kartı bulunca kendisi daha çok dağılmıştı. “3. sayfadaki yerimi büyütmek istiyorsam emniyet kemeri takmalıyım” dedi kendi kendine. Kendi kendine bu kadar uzun cümleler kurmamalıydı insan. “kemeri takmalıyım” falan demeliydi en fazla. O gece verdiği telefon numarasıydı bu. Ne kadarda aptaldı. Gözünün önünde olup bitmişti her şey. Bitmiş miydi acaba?
Yağmur giderek hızlanmıştı. Sol elini cama, başını sol eline dayamıştı. Sileceklerin sesine hıçkırıkları karışmıştı. “lanet olsun” dedi ve bıraktı direksiyonu. Radyoyu açtı. Belli belirsiz gülümsedi gitarın tıngırtısını duyunca. 5 dakika 10 saniye boyunca dinledi şarkıyı. Gözyaşları hızlandı, yağmur hızlandı, otomobil hızlandı dinledikçe.
“what can i possibly say?” diye tekrar etti kendi kendine.
Torpidoda mendil bulmaya çalışıyordu artık. Yüzünü gözünü temizleyip ilk benzinlikte duracaktı. Sonra o şarkıyla irkildi. Radyodan geliyor olmalıydı ses. Bir an kesildi sonra baştan başladı. Demek ki telefonu çalıyordu. Mümkün olamazdı. Arayamazdı. İmkansızdı.
Ses derinlerden geliyordu, arka koltuğa bakmaya çalıştı kemeri engel oldu. Sinirle açtı klipsi. Başını çevirdi, ışık gözünü almıştı. Uzunca bir korna ve büyükçe bir gürültüydü son hatırladığı...
Ben de Tuğçe'nin, Gregor Samsa'nın, Kırmızı'nın, Gülçin'in (bu mimle sizi daha önce mimlemediler biliyorum, bu sefer doğru pas attım =), Berrin'in (senin attığın pas da aklımda, yazacağımdır) ve de Rehavet'in hikayelerini okumak isterim. Yazmak isterlerse elbette.
ister 55 kelimeyle sınırlı, ister kendi hayal güçleriyle...
üç noktası kondu, firefox sekmesi değiştirildi ve kendini doğruluyan kehanet oldu bir anda yazdıklarım. aynı adamla aynı pozisyonda karşılaşıp aynı gölü ikinci kez yedim. mutluyum huzurluyum. aptalım.

4 akıllı çıkaramadı:
anlaşıldı zeynep, tamam.
benim bu konuyla hiç alakam yok, yazınızı bekliyoruz barış, tamam =)
Hikayedeki kişiyi nedense rimelleri yanağından süzülmüş bir kadın olarak tasavvur ettim.
Gazeteye çıktı mı acep? =)
Bu yazıya Leo amcam kadar Tom Waits amcam da iyi fon olurdu.
Güzel olmuş.. Saolasın..
www.buzcevheri.com
buzcevheri; =) gülüyorum çünkü bu hikayenin kahramanı aslında bir erkekti benim hayalimde. ve aslında o yüzden "famous blue raincoat" çalıyor fonda. ama sanırım "ağlıyordu" diye başlayınca ve cinsiyete dair başka hiç bir belirti olmayınca otomatikman kadın olduğu düşünüldü.
ben teşekkür ederim bu mimi pasladığın için, hikayenin finalini bilmiyorum ben de henüz, belki devam ederim sonra ;)
Yorum Gönder