yeşil'le yüzleşme
Yıldızsız geceleri artık hiç yadırgamıyordu insanlar. Apartmanın kapısında anahtarını ararken yere oturup bunu düşündü bir süre. Hafiften üşüyünce kapıyı açtı, sessizce kapattı. Işığı hiç yakmadan asansörü çağırdı. Kapı açılınca, irkildi. Hiç tanımadığı bir kadınla karşılaşmayı beklemiyordu bu saatte. Gözlerini kadının gözlerinden ayırmadan tek bir adım atarak bindi asansörün küçük dar kabinine. Kapı kapandı. Yerinden hiç kımıldamadan, başını hiç çevirmeden düğmeye bastı. Gözünü kadının gözlerinden hiç ayırmadı. Hiç konuşmadı. Asansör durdu. Kapı açıldı. Bir adım geri çıktı. Işık sönmek üzereyken, 'ben seni nereden tanıyorum?' dedi. Kapı kapanırken kadının dudakları hareket ediyordu. Ne dediğini duyamadı.
Cebinden anahtarlarını çıkardı. Fazla şıkırdamasınlar diye, kapıyı açacak olan anahtarı baş ve işaret parmaklarının arasında sabitleyip, geri kalanları sımsıkı tuttu.
Kapıyı açınca yine gördü o kadını karşısında. Üzerindeki yeşil elbisenin aynısından onda da vardı. Kendisi giydiğinde bütün bakışları üstüne toplardı ama bu kadının üzerinde buruşuk penye bir gecelikten bile kötü görünüyordu güzelim tasarım. Onu süzdüğünü anlamasın diye göz göze gelmeden arkasını döndü. Kapıyı kapadı, anahtarları şıkırdatmadan kilitledi. İçinden cep telefonunu aldığı çantasını portmantoya bıraktı. Minik adımlarla usulca yatak odasına girdi.
Cep telefonunu makyaj masasının üzerine bırakırken yine karşısındaydı kadın. Dolunay olmasa da oda epey aydınlıktı. Gözleri loşluğa alışınca iyice baktı kadına. Çok eskiden tanışıyorlardı sanki. Hiç yabancı hissetmedi. Kadının gözlerine baka baka soyunmaya başladı. Boynundaki düğümü çözmesiyle kavak ağacının rüzgarla hışırdayan yeşil beyaz yaprakları gibi hışırtıyla süzüldü elbisesi bedeninden, ayaklarına. Elbisesinden kurtulunca daha baskın duydu tenine karışmış o yabancı kokuyu. Beğenmedi. Yarım yamalak iliklenmiş sutyenini çözdü. Omuzlarını öne doğru düşürünce kurtuldu askılardan. Parmak uçlarıyla ürkek ürkek dokundu bedenine. Boynuna, omuzlarına, iki göğsünün arasından göbeğine... hafifçe sağa sola kıvrılarak tek eliyle çıkardı külotunu.
Karşısındaki kadınla çırılçıplak bakıştılar bir süre. O bakışlarını çekmeden pes etmeyecekti. İlk çekmecen pamukla temizleyiciyi aldı. Pamuğu ıslatıp tek gözüne sürdü.
Bu kadın. O? Yok, mümkün değil olamazdı. O olsa ilk bakışta tanımaz mıydı hiç?
Diğer gözünü de temizledi. Güneşten yanmış bir cildin deri değiştirmesi gibi soydu attı maskesini. Aynada makyajını temizleyen bir kadının kendiyle yüzleşmesi değildi bu. sadece. Önce bütün gece olanları düşündü. Sonra içindeki huzuru. Arınmış, temizlenmişti artık içindeki intikamdan, nefretten. Yeni yıkanmış bir kahve fincanı gibiydi şimdi.
İlk zaman köpük köpük esmer bir aşkla dolmuştu içi. Yudum yudum boşalırken yüreği, o köpük köpük tutkudan geriye tatsız bir tortu kalacağını bilmiyordu daha. Kimi kuşa, balığa, kimi umuda benzetti dibinde kalan kara tortuları, kimi zamanda ucu asla açılmayacak kapalı bir yola. Evire çevire anlamlandırmaya çalıştı, köpüklerin ardında kalan birikintileri. Döne döne başladığı yere vardığını fark edince vazgeçti çabalamaktan. Ne zaman ki vazgeçti, o zaman mutfağı toplamaya gelmiş bir anne eli gelip akıttı içindeki kapkara telveyi. Duştan çıkıp geldiğinde yeni yıkanmış kahve fincanı gibi bembeyaz parlıyordu yüreği. Damağında şekeriz bir tat bırakacak köpük köpük sevdalara yeniden yer açmıştı içinde.
Aynadaki kadına baktı, o hala yıldızlı geceleri özlüyordu. Güneşin ilk ışıklarıyla uyurken sessizce yanıp sönen cep telefonunu görmedi.

7 akıllı çıkaramadı:
Çok güzel bi öykümsü.
Öykümsü diil, hikayeNsi imiş, özür :) Ama herhalukârda çok güçlü bi anlatım.
hep; çok teşşekür ederim. bunları yazarken çok keyif alıyorum ben de. böyle biraz beğenilince de zırt pırt yayınlar oldum =))
Çok güzel. Yüzleşme adı da çok yakışmış.
NOT: Yayınlayın tabi, yayınlayın ki biz okuyucular da mahrum kalmayalım bu hikayemsilerden. :)
egemavisi; teşekkür ederim efenim utanıyorum siz böyle dedikçe, bi'de havaya giriyorum ki sormayın gitsin =)) ama bana hala okunası bir halleri varmış gibi gelmiyor bunların. yine yazması keyif verdiği sürece yayınlamaya da devam ederim herhalde =)
çok güzel... bu arada... her ne kadar benim de en sevdiğim renk mavi olsa da... bilindiği gibi, hüzün ve depresyonu simgelediği söylenir. (blues müzik gibi)
ama mavinin içine sarı katarsan
(ki sarı neşeyi sembolize eder) o zaman ortaya yeşil çıkar.
Yeşil, dinamizm, gençlik, doğurganlık, yaşam ve hareket demektir.
böyle olduğunu umuyorum.:)
sevgiyle kal.
Abi; Gökova'nın o dingin huzurlu mavisinin hüzünle depresyonla nasıl ilgilisi olabilir aklım almıyor benim =))
ve evet öyle olabilmeyi umuyorum...
Yorum Gönder