Cuma, Ağustos 20, 2010

latte mavi

Çok gereksiz bir sıklıkta ağlak zırlak yazılar yazıyor olabilirim. Hiç yazmamaktan iyidir bence. Ve ağlamak içime atmaktan iyidir. 18:00e kadar bilet rezervasyonumu onaylatmam gerekiyor. Ama aynı yere gideceğim kızlardan birinin salaklığı yüzünden pasaportu hala eline geçmedi. Ve biz hanımefendinin keyfini bekliyoruz. Ben bu insanlarla birlikte gidiyorum ya… yazıklar olsun bana! Sırf yalnız kalmamak için takıldım peşlerine. Ki hayatımda bu kadar yalnız kalmışken, hiç gerek yok buna.

Şimdi iki seçeneğim var. Ya turizm firmasını arayıp kendi rezervasyonumu okeyleyeceğim, çünkü ben henüz görmesem de vizesi basılmış pasaportum eve ulaştırılmış ya da son dakikaya kadar o aptal kızın pasaportunun teslim edilip edilmeyeceğine dair haber bekleyeceğim.

Saat 15.40.
Yer Ankara Kızılay starbucks.
Yanımda liseli iki çift. O gizli saklı sandıkları sevişmeler kim bilir nasılda tatlı…
Sevgilimle konuştuk. Galiba bir saat kadar oluyor. Sanırım sesini son duyuşumdu. Çantamda peçete yok, ışığın tam altında oturuyorum, sakin sakin ağlayamıyorum…

Babam dün akşam otobüse bindirirken, “hadi artık git mealinde” öyle bir cümle söyledi ki…
Gerçekten gidince aramazsam ne olur acaba?

Bugün tam yurtdışı avansını almak için verilen merkez bankası çekini imzalarken, annem aradı. Yukarda bahsi geçen salak arkadaşım ve sevgilisi, paranın miktarı ve çek almak vs durumları hakkında gülüşüyorlardı. Görevli kadın güzel temennilerini sayıp döküyordu. Mutlulardı. Ben de mutlu olmak istedim o an. Anneme “bak tam imza atarken aradın, x lira paraya imza atıyorum şu anda” gibi bir şeyler zırvaladım. Hani futbolcuların imza seremonisi gibi hissedeyim istedim. Annemde hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde “hadi bakalım, ehehehe” gibi ne diyeceğini bilmez tepkiler verdi. “Hadi işlerim var şimdi ben seni sonra ararım” deyip kapattım. Kadın çeki elime verdi, “git bunu müdür beye imzalat” dedi. Kalktım. Müdür odası kuytu bir yerdeydi ve müdür odasında değildi. Dudaklarımı ısıra ısıra, kafamı tavana çevirip içime içime ağladım.

Atmak istediğim imza o değildi…
Ve ben mutsuzdum.

Mutsuzluğu şiddetlendirecek bir sıfat yok üstelik. MUTSUZ,dum MUTSUZ,um MUTSUZ!

Atmak istediğim imza o değildi...

2 akıllı çıkaramadı:

mahallenin delisi 20 Ağustos 2010 16:44  

yarım kalmış bu; hayatım gibi...

Berrin 23 Ağustos 2010 11:26  

ÇOKK ESKİDEN YAKLASIK 2 3 SENE ONCE BİR MİM VARDI BLOGUMDA ÖLMEDEN ONCE YAPMAK ISTEDIKLERIMIZ DIYE, SONRA SEN KENDI BLOGUNDA DA YAZMISTIN..
BENIMKINE BIRAKTIGIN YORUMU HATIRLIYORUM YARIM YAMALAK..
EN BUYUK HAYALIN NEW YORK A GITMEKTI..
SANIRIM SIMDI ORAYA GIDIYORSUN!
İMZALAR ÇOK DA GÜZEL DEĞİL, İNAN BANA..
SENİN YERİNDE OLMAK ISTEYECEK ONLARCA KİŞİYİ DÜŞÜN..BABAN YİNE BABAN OLARAK KALACAK NE OLURSA OLSUN..
DİĞERİNİ İSE ÇOK DÜŞÜNME, YERİ MUTLAKA DOLAR..

doradoraa [at] gmail [nokta] com

ne güzel demişleR

deli saçması

  © Free Blogger Templates Blogger Theme II by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP