Şu haberi geçenlerde "Neler Oluyor Hayatta" ya eklemiştim, dikkatinizi çekti mi bilmem, çekmediyse şimdi çeksin istiyorum. Ben bir tek Hürriyet gazetesinde gördüm haberi aslında haber değerinden çok reklam değeri var ya, konumuz şimdilik bu değil. İstanbul bilmem nerde ki gaydiriguppak inşaat “konut almak isteyenlere sadece ev satmıyor, müşterilerine kendine uygun kişilerle komşu olma fırsatını da sunuyor.” muş efenim. “kendine uygun kişilerle komşu olma fırsatı” vay be, söylerken bile havaya giriyor insan. 
Gidiyorsunuz Pazar günü erkenden emlakçıya, bu emlakçı gezmeleri son yılların hiper-über-siber market gezmelerinden sonra ailece gerçekleştirilen yeni Pazar günü etkinliğin(m)iz(miş). Gerçi emlakçılar bakkal amcalar gibi masum kalıyor ya; adı her neyse işte emlak ofisi gezmesi. Önce maketlere bakıyorsunuz, kat planları, statik incelemelerle ilgili sunumlar falan yapıyorlar size (herkes bir mimar, bir inşaat mühendisi) Sonra örnek dairelere götürüyorlar sizi başlıyorlar anlatmaya; "mutfak bilmem ne vadisinde özel olarak üretilen İtalyan mermerlerle kaplı" (İtalyan mermeri demek vay anasını), bu oda playstation odası olarak tasarlandı, (niye oturup kitap okuyamaz mıyız ya da ailece oturup monopoly, kızmabirader falan oynasak) yatak odasını ve ebeveyn banyosu ses geçirmez malzemelerle izole edildi (rahat rahat sevişebiliriz yani), kapı girişindeki ekranlardan apartman kapısını görebildiğiniz gibi çocuk parkını ve açık spor sahalarını da izleyebiliyorsunuz (hepimiz big brotherız, hepimiz gökdelen insanıyız yupiie)
Valla gidip gördüğümden değil, gidip gören eşe, dosta, arkadaşa sahip olduğumdan bu kadar detay veriyorum =) Bi’de bir ara ana haber bültenleri özellikle atv haber dadanmıştı buna, zırt pırt gösteriyorlardı, oradan yani.
Neyse efenim, topladınız çoluğu çocuğu, gittiniz ofise, işte şu kadar metrekare, güney cephe, orta kat istiyoruz dediniz, e belli bir fiyat aralığındasınız zaten, en başından biliyorsunuz 573 yıl ödeyeceğiniz parayı, "tamam" diyor Tuba hanım size (haberde adı geçtiğinden efenim, bi’alıp veremediğim yok Tubalarla, zaten hepsi başka onların, kimi Tuğba, Tuba, tubâ vb) (bi’de o muhtemelen "tamam" demez, İngiliz aksanlı Türkçesiyle OK der) (ay iyice dağıttım konuyu siz parantezleri atlayıp okuyun bence) "Bir bakalım sizin blokta kimler varmış; size uygun insanlar mı? Alt katta XYZ holding insan kaynakları müdürü, karşıda QC bankası operasyondan sorumlu genel müdür yardımcısı, üstte QUARIZMA tex.co sahibi."
-Bi’dakka bi’dakka o kim ya, ben öyle bir marka duymadım hiç Nişantaşı’nda,
-Yok efendim teleşlanmayın bu da size uygun bir komşu, babası bilmem ne müsteşarı, beyefendi de burada ticari işlere bakıyor.
-Haaa iyi o zaman.
-Bir de yine sizinle aynı katta, 2+1 stüdyo dairede Hüsnü Bey var.
-O kimmiş ya, bu devirde Hüsnü diye isim mi kalmış, neci o?
-Müteahhit efenim.
-Ay gitsin kendi yaptığı evlerde otursun o, ben beğenmedim, alt kat mıydı?
-Yok sizin katta
-Ay ay ay hiç hazzetmem, bana uygun bir komşu değil o, yok mu başka daire....
Kartvizitinizde ne yazıyorsa O’sunuz yani. Üstelik bir pazarlama unsurusunuz. Birileri sizin o siteden daire alıp almadığınıza bakarak kendi satın alma tercihini belirliyor. Ve bunu sadece kartvizitinize bakarak yapıyor. Bırakın sohbet edip, birlikte vakit geçirmeyi, ayak üstü bir çay içmeden, gözlerinize bakıp bir selam vermeden. 'Bu gaydiriguppak inşaat farklılaşacağım, ihtiyaç yaratacağım derken, gözünü çıkarmış yahu' diye düşünüyordum ki, bu kez bugünkü Sabah’ın Pazar ekinde bu haber
dikkatimi celpetti. Bahsi geçen lokantadaki yemekler Hindistan'dan özel getirilen saf altın yapraklarıyla süsleniyormuş. Üstelik bu altın yaprakları yemeğin içine değil de dekorasyon olarak sosunda kullanılıyormuş. Mekanda altın ve ahşabın uyumuyla özel olarak dizayn edilmiş, bir de sayın İzzet Çapa, "Burası hazırlanırken, para har vurup harman savrulmadı. Masalarımızı altınla süsleyip, görgüsüzlük örneği yapmadık.” demiş. Tebrik etmek lazım değil mi? Girişimcilikte son nokta, altın yiyiyoruz! Yani birileri yiyorlar =)
İnsanların kazandıkları parayı nasıl ve ne şekilde harcadıklarını eleştirecek değilim. Birileri nasıl kitaplara, seyahatlere harcamayı seçiyorsa parasını, birileri de altın yemeye harcayabilir. (Burada eleştirilmesi gereken bir nokta varsa zaten paranın nereye akıtıldığı değil, kaynağı)
Kim demiş şimdi hatırlayamıyorum ama “para kazanmak değil, harcamak bir sanattır” demiş. Her zaman kulağımın köşesinde duran bir deyiştir. O yüzden asıl merak ettiğim altın soslu sushi yiyince n’olduğu. Anladığım kadarıyla bir damak tadı mevzu bahis değil, altın yapraklar yemeğin içine konmuyor, süs amaçlı. Eee nedir yani, nasıl bir prestij bu, ertesi gün şirkete/ofise gidince ve “dün akşam adının yarısı Fransızca yarısı İngilizce olan bir lokantada, altın parçacıklı İtalyan pilavı yedim” deyince acayip popüler bi’insan mı oluyorsunuz, şefiniz/amiriniz/müdürünüz yanınızdan geçerken "nasılsınız beyefendi" diye mi selam veriyor, ya da mevkice üstünde olduklarınız size daha fazla mı saygı gösteriyor?
Ne çok sor sordum bugün değil mi, son bi’sorum daha daha var, çok afedersiniz altın yaprağı yiyip, altından yapılmış klozetlere altın sıçınca, daha mı anlamlı oluyor bu insanların hayatları?
Dibine not: Yakinen tanışmadığım okurlar için pek bi’şey ifade etmeyecektir ama sevgili arkadaşlarımdan bu haberi(reklamı) hazırlayan kişinin kim olduğuna dikkat etmelerini rica ediyorum. Bu kadar olur yani =))
0 akıllı çıkaramadı:
Yorum Gönder