Salı, Eylül 25, 2007

güz mavisi

Yalnızlığı unutmuşum. Daha doğrusu yalnız yaşamayı. Eve anahtarla girip, akşam kapıyı iki kere kontrol etmeyi, gece kulakları tavşan gibi dikip çıtırtıları dinlemeyi, yemeği tepsiyle televizyon karşısında dilediğim saatte yemeyi, havluyu evin istediğim köşesine fırlatmayı... Hafta sonundan kalan son tatilcileri de yolladım, artık nihayet yalnızım. Ben şahsen bizzat kendim ve diğerleriM baş başayız. Telefon yok, var da kim bilir nerede açık mı kapalı mı haberim yok, uydunun ayarlarını bozdum televizyon yok, bu yazı yayımlandıktan sonra kendi kendini imha edecek bir internet bağlantısı üzerinden bağlanıyorum şu an yani internet de yok. Kamera yok; zihnimde ki karelerden daha canlı olamaz hiçbir fotoğraf, saat yok; acıktığımda yemek saati, yorulduğumda uyku saati. Yetiştirilmesi gereken “şey”ler, yetişilmesi gereken “yer”ler, yapılması gereken açıklamalar yok. Ses yok. Ses var aslında gürültü yok. Dalgalar var sahile vuran, damlalar var kimisi gözlerimden süzülen, kimisi camları tıkırdatan, ayak sesleri var sokak aralarında “kim bu arkamdaki” diye huzursuzluk vermeyen, sadece yalnız olmadığını hissettiren adımlar. “Burada” olduğumu ya da “orada” olmadığımı kanıtlayacak hiçbir şey yok, birkaç nota, bir kalem, bir de defter.

Bu sefer kaçmaya gelmedim. Sizlerle bile defalarca konuştuk bunu; “giderken kendini de götürüyorsun yanında” anladım artık. Yüzleşeceğiz bakalım, ne var ne yoksa dökülecek ortaya, kozlarımızı paylaşacağız. Dönüşte büyük değişiklikler olmayacak hayatımda, beklentilerden vazgeçmek değil, bu kez galiba kabulleneceğim durumu tüm çıplaklığıyla. Belki yine planlarla dönerim belli olmaz benim işim.

Şimdi bir bisiklet ayarlayacağım önce, bacaklarım kopup iflas edinceye tek bir adım atacak halim kalmayıncaya dek süreceğim. Sonra yığılıp kalacağım olduğum yere. Belki sonsuza dek öylece kalırım orada. Bir fosil olurum. Belki biraz soluklanıp ufka doğru yüzmeye başlarım, nefessiz kalıncaya kadar kulaç atarım. Sonra suyun üstüne bırakıveririm kendimi belki de sonsuz maviye karışır bir damla olurum.

Olmaz mı dersin? Olsun şimdi gidiyorum işte, rüzgârın üstüne üstüne çekeceğim kürekleri, varsın çatlasın ellerim kurusun dudaklarım, tedavisi çilekli bir lipstick olduktan sonra ne fark eder? Kozmetik yok, makyaj yok, saçlarımı açarım rüzgâra karman çorman olur, günlerce taramasam ne gam! Sahi bu ara ne çok kurmuşum aynı cümleyi fark ettin mi? En az 5 tane var son yazdıklarımda. 6. cümleyi kurmadım ama bak kabulleniyorum artık...

Rüyamda korkarsam koynuna sokulabileceğim kimse yok şimdi yanımda. O yüzden dün gece korkmadım o saçma sapan rüyalardan. Güya çok uzaktan gelmiş yanıma, uzun zamandır görmediğim için o kadar mutlu oluyorum ki gelince, oturup konuşalım istiyorum, onun için sofra hazırlamışım. Telefonu çalıyor, “hayatım” diyor telefondakine, öyle üzülüyorum ki, gözlerime bakıp “sen boşa umutlanmışın” mealinde bi’şeyler söylüyor. Gözleri yeşil galiba ya da açık kahve, bal rengi belki de. Tanıyorum aslında O’nu. “Ne bekliyordun ki” deyip kızıyorum kendime. Sonra hamile bir kadın görüyorum, bembeyaz bir yatakta yatıyor, doktor geliyor, karnını enlemesine ikiye ayırıyor, her yer kana bulanıyor, bebek dışarı fırlıyor, kordonu yok, mosmor. Kadın uyanıyor, “dur diyorum sakın bakma, bebeğini verecekler şimdi sana”. Dinlemiyor beni doğruluyor, kendini kan içinde görünce bir çığlık atıyor. O çığlığa uyanıyorum ben de. Kocası neredeydi acaba diye ağlıyorum, sonra fark ediyorum ki kendime ağlıyorum, başkasına “hayatım” deyişine... Kalkıp güneşin doğuşunu izliyorum, yalnız, ıssız, sessiz.
Öyle soğuk esiyor ki rüzgâr, içim mi üşüyor aslında, dışım mı bilmiyorum...

Neyse, cevaplar bulmaya gelmedim buraya, önce bir kozlarımızı paylaşalım bakalım. Hangimizin ne derdi varmış anlayalım.

Sahi “özlemek” diye bir fiil, bir eylem, bir duygu vardı değil mi? Belki de özle(n)meye geldim buraya. Kimbilir?

Hâsılıkelâm, tadilat dolayısıyla kapalıyız efenim.

9 akıllı çıkaramadı:

Adsız,  26 Eylül 2007 17:18  

anlaşılan yazarımız yıllık izninin bir bölümünü yine eylül'e saklamış. madem öyle iyice dinlen "orada" çünkü döndüğünde sana çok daha zor sorular sormak üzere "burada" olacağım...

joone 27 Eylül 2007 08:15  

her gidşin bir dönüşü tralalala....:)

tarkan ikizler 27 Eylül 2007 10:36  

güle güle giiit, güle güle geeeel. Bekliyoruz...

Lyn 27 Eylül 2007 15:55  

hangi renkle geri döneceğini merak ediyorum :) sonbahar sarısı, güzel olurdu.

cesur kedi 30 Eylül 2007 00:23  

bizden fosil olmaz bosuna yorma kendini kuzum :)

mahallenin delisi 1 Ekim 2007 00:16  

@f. yazarımız? yine? sorular? pardon bayım kimden bahsediyorsunuz siz?

@tuncel ergün; çok teşekkür ederim efenim. ben bugünlerde mim pası almaktan imtina etsem de gerekli işlemleri en kısa sürede gerçekleştireceğim.

@enteldantel; böyle hoptralala bim bam bom yaparken laf sokuyorsun sen bana değil mi? sizi bilogum sınırları dahilinde şarkı söylemekten men ederim bağyaann =P

@onaltıkırkaltı; evet geleceğim yine, ne yazık ki... eksik olmayınız efenim.

@lyn; sarıyı pek sevmesem de, sanırım dönüşüme en uygun renklerden biri olacak =)

@elif; ilahi yahu =D niye öyle diyorsun? ben ne güzel hayal kurmuştum kendi kendime.

Adsız,  4 Kasım 2007 02:00  

"Rüyamda korkarsam koynuna sokulabileceğim kimse yok şimdi yanımda" cümlesi ile icine giriverdim bu yazının. burada gecenın 1'i, son kadeh votkada bitirdiniz beni. diger yazilara ilerliyorum, aylar once yazidigin seylere yorum birazkirsam sasirma...

mahallenin delisi 4 Kasım 2007 13:31  

@crick; "bitirdiniz beni" demişsiniz de vallahi yok hiç böyle niyetlerim. kendi bataklığımda kendimle cebelleşiyorum işte.

doradoraa [at] gmail [nokta] com

ne güzel demişleR

deli saçması

  © Free Blogger Templates Blogger Theme II by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP