Perşembe, Ekim 04, 2007

biR mimdiR, iki mimdiR döRt mimdiR on döRt mimdiR


Efenim mim dalgaları hızla büyüyor durduramıyoruz. Özellikle şu 187. sayfa mevzuu herkesi sardı. Hangi blogu açsam birileri mimlenmiş. Henüz 187. sayfadaki ilk cümleye tav olup bir kitap almaya karar vermiş değilim ama ilgiyle takip ediyorum bu akımı. Bir de bugün iki farklı (ve birbirinden habersiz) blogda (1-2) aynı cümleyi görünce çok şaşırdım. Blog sahiplerini bilgilendirmek gibi ulvi bir görev biçtim kendime hemen ikisine de yorum bıraktım. Yorum demişken Explorer kullanıcıları "okudum yorumladım" köşesini göremiyorlar bir süredir. Cocomment kaynaklı mıdır, ie kaynaklı mıdır sorun bilemiyorum, kurcalamadım da. Merak eden olduğunu da sanmıyorum zaten. Yalnız orası boş bir köşe değil aslında, firefox ile çatır çatır görünüyor içeriği haberiniz olsun.

Gelelim şu mim meselelerine. Öncelikle ben daha önce akışına kapıldığım birkaç mim dalgası sonrasında kimseyi mimlememeye hatta pasları da almamaya karar vermiştim. Bi’kere bana gelen pasının çıkış kaynağını bulmadan kesinlikle rahat etmiyorum, sonra benim pasladığım herkesi ve onların pas verdiklerini falan tek tek takip etmeye uğraşıyorum. Pasımı almayanlar olunca üzülüyorum falan. Yani tamamen kişisel uyuzluğumdan ötürü “artık yanaşmayacağım bu mim işlerine” demiştim kendi kendime. O yüzden beni bu 187. sayfa konusunda ilk mimleyen Ümit’e (nazımın da geçeceğini de bildiğimden) sadece yorum yazarak cevap vermiştim. Bir süre sonra Tuncel Ergün’de beni aynı konuda mimledi. Ben mesela kendisinin bloguna arada bir bakardım lakin onun benim blogumdan haberdar olduğunu hiç sanmıyordum, onun tarafından mimlenince sevindirik oldum. Böylece bloglar arası hareket sağlama, tanışma kaynaşma amacı gerçekleşmiş oldu. O yüzden bu pası almamazlık yapamadım. 187/1 kod adıyla başlayan mim dalgası hususunda hem Ümit hem de Tuncel Ergün tarafından 2 kez mimlendiğim için en yakınımdaki 2 farklı kitabın cümlelerini seçiyorum:

Hemen pc'nin yanında Suç Ve Ceza’nın ilk cildi var, yayınlasam mı yayınlamasam mı hala bilemediğim bir yazı için alıntı yapmıştım Raskolnikov’dan. 187/1 de ise diyor ki,

“...bir şey olmadığını söyledi bize. Bir sinir kriziymiş bu...”
Aha aha cümlelerden fal tutsam bu kadar olurdu yani.

Onun hemen altında Ümit Yaşar Oğuzcan’ın Acılar Denizi kitabının okunmaktan lime lime olmuş annemin gençlik yıllarından kalma bir baskısı var.

187. sayfa da ise "İstanbul Işık Işık" şiirinin son 3 kıtası.

“İstanbul kadeh kadeh sevdiğim
İçtikçe içesi gelir insanın
Sarhoşluğu tutuşup yanmaya benzer
Ve bir gölgedir yalnızlık meyhanelerinde
Seninle dolaşır, seninle gezer”

Bu gece bu şiir hiç olmadı işte....
Neyse.

Bir de bloglar alemin tanrıçası Artemis semalarından gelen bir mim dalgası var; “insanı çıldırtan detaylar”dan bahsedecekmişiz bu kez. Bi’kere bu mim sayesinde ilk kez mimin çıkış kaynağına bu kadar yakınım, bu benim için güzel bir detay. Gelelim çıldırtan detaylara:

  • Bozuk oje. Kırmızı, bordo gibi iddialı renkte ojelerin kurumadan bozulması ya da maksimum kullanım süresi 2-3 gün olan bu renk ojelerin bozulduktan sonra inatla kullanılması. Hakkaten çıldırıyorum.
  • Derdini anlatmaya çalışan insanların olaya dünyanın gaz ve toz bulutundan oluştuğunu anlatarak başlaması. Detay mıdır bilemedim ama özet yapmayı bilmeyen insanlarla karşılaşınca çıldırıyorum.
  • Bir de asla arandığında bulunamayan cep telefonları! O çantanın neresini nasıl giriyorlar aklım almıyor, çantayı baştan aşağı dökmeden bulabilirsem mutlaka ödül veriyorum kendime.

Bu her iki güzel mim dalgasının da bende sonlamasını istemem. Amma velâkin kimseyi mimlemeyeceğim bu kez. Şöyle yapalım, mesela arada bir okuyan ama mesela hiç yorumlaşmadığımız, mailleşmediğimiz birileri varsa onlara olsun benim pasım.

0 akıllı çıkaramadı:

doradoraa [at] gmail [nokta] com

ne güzel demişleR

deli saçması

  © Free Blogger Templates Blogger Theme II by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP