Pazartesi, Eylül 08, 2008

dikkat, mim vaR

Rehavet beni mimlemiş. Çok pis yakalandım doğrusu. Zira geri sayım var ve ben 2 günü kaçırdım bile. Yani olay şöyle: dünyanın sonunun gelmesine 4 gün kalmış sen son 4 günde ne yapacaksın?

Ben de gazetede 'Atlas projesi' haberini okuduğumdan beri bu mevzuyu düşünüyorum. Meğer yalnız değilmişim. Bu mim dalgası da buradan çıkmış zaten. 10 Eylül günü başlayacak olan yüzyılın deneyi sırasında çok büyük bir enerji açığa çıkacağından kara delikler oluşması, big bange benzeyen bir ortam ortaya çıkması falan bekleniyor. Fizikçiler 2’ye ayrılmış durumda birileri “külliyen yalan olmaz öyle şey altı üstü deney bu” diyor, birileri de “yahu zamanda kırılmalar olacak bu durum insanlık dışı” diyerek AİHM’ye dava açma yolunda falan. Dedim ya ben haberi okuduğumdan aklım bu konuda zaten. Her gün her gece dua ediyorum.;“Allaaam lütfen deney yapıldığı sırada uzayda ve zamanda kırılmalar olsun ve ben 2005 Mayısına geri döneyim” diyorum. Her gün yapıyorum bunu. Boş kaldığım her an dua ediyorum “Allaaam biliyorum ben iyi bir kul olamadım bugüne kadar ama bak fırsat bu fırsat, bugünkü aklımla 2005 yılına geri gideyim söz ondan sonra sadece şükretmek için kapına dayanacağım, bi’daha ölene kadar uğraşmazsın benle.”

Var ya hayal etmesi bile süper, içim kıpır kıpır oluyor. İşyerinde çalışırken birden kendimi pat diye odamdaki çalışma masamda bulmuşum mesela. Yok yok komodinin yanında yerde oturuyorum. Kucağımda laptop, etrafta altı çizili, üstü yazılı onlarca kitap, fotokopi, notlar… Bitirme tezini bitirmeye çalışıyorum. 4 gündür evden çıkmamışım. Evden çıkmak ne ki, odadan çıkmamışım. M. dışarıdan paket yapıp getirdiği yiyeceklerle hayatta kalmamı sağlıyor. Ve ben birden bu aklımda 2008 den 2005 e geri dönmüşüm. M.yi görür görmez hemen oracıkta ayrılır mıydın ondan acaba?

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

Düşündüm. Düşünürken onunla ilgili en kötü anılarımı geçirdim gözümün önünden. I ııh ayrılmazdım. Yine biterdi zaten kendiliğinden o ilişki ama en azından ben bitene kadar, dibine kadar yaşardım. “bu hafta sonu olmaz sunuma hazırlanmam lazım”ları, “bu saatte olmaz yarın sabah 8de ikimizin de dersi var”ları, “ya bu evin dağınıklığı ne böyle, amma pasaklı adamsın kalk şu bilgisayarın başından da ortalığı temizleyelim”leri postalayıp atardım.

Ertesi gün okula gider Atilla bey’i bulurdum. “Hocam” derdim “verin şu listeyi bana finaller de bitirme tezi de umurumda değil neymiş derdiniz okuyalım anlayalım bakalım.” Ramazan bey’i bulurdum. “Hocam” derdim “ben fikrimi değiştirdim. Kabul eder misiniz?” Özlem hanım’ı bulurdum, “o 40’lık final kâğıdı vardı ya, hani 50 olsun diye kapınızda yattığım, basın o kağıda 40’ı ayrıca şu kıçı kırık makalemsiyi inceleyip bunu da notlarsanız sevinirim. Bu konuda biraz daha çalışmak istiyorum.” derdim.
Üst kata çıkar Recep bey’i bulurdum “hocam o vermediğiniz referans mektubu var ya hani, cumartesi gecesi teknede onun şerefine bir rakı balık yapacağım sizi de davet etmeye geldim” derdim. Nevin hanım’dan özür dilerdim. “Zamanında çok dik başlılık yaptım biliyorum ama akademik İngilizce çok mühim bi’şeymiş hocam Allah rızası için beni affedin” diye yalvarırdım. Ki Fransızca okutmanı nişanlısından ders almak için bekleme listesine adımı yazdırabileyim.

Sonra okuldan çıkar S. ye uğrardım. Kitaplıktan Eric Hobsbawn’ın o ünlü üçlemesini alırdım. (ki bu kitap-lar- ikimizin de hayatını değiştirdi aslında) Soru sormasına mahal vermeden onu da alırdım. Yağmur’a giderdik. 2 bira, 2 tost söylerdik. Sonra 2 bira daha. Sonra 2 tane daha… İçerdik.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.


Konumuz bu değildi ki bizim. Neydi sahi. 4 gün mü vardı dünyanın sonunun gelmesine, 10 Eylül’de mi nihayete kavuşacaktı her şey?
Her neyse 2 gün de 4 gün de olsa benim için fark etmez. “Ölmeden önce mutlaka” dediğim hiçbir şeyi sığdıramam ne 2 güne ne 4 güne.
N’apardım?
Gider önce mavi kuş’u bulurdum sanırım. Gerçi onu görmesi gerekene gösteremedikten sonra anlamı yok ama olsun… Sonra New york’a uçardım. Manhattan’a. Yol zaten kafadan 10–12 saat herhalde. E bi’de jet-lag olayı var inince. 2 gün gitti bile. Orada da kesin şöyle manyak bir “yaşasın dünyanın sonu geldi hadi bunu içerek, sıçarak, sevişerek kutlayalım” grubu bulunur. Onların arasına karıştım mıydı, ne kara delikler ne big bangler bana mısın demez zaten. Sen sağ ben selamet…


Yazıp bitirdikten sonra düşen jeton: Aaa sahi bir de pas atmak gerekiyor tamamen unutmuşum. Efenim konumuz “10 Eylül’de dünya havaya uçuyor, son günlerinde n’aparsın?” eğer 10 Eylül’ü geçtiysek ve ben hala 2005 Mayısına dönmediysem ya da hep beraber havaya uçmadıysak mim konumuz “dünyanın havaya uçmasına 4 gün kaldı, ne halt edersin?” olacaktır. Bu konudaki yazılarını okumak üzere sahneye Ms. Parılda’yi, Beenmaya’yı, (nasıl mimlenmemiş hayret) Artemis'i ve Nautilus’u davet ediyorum efenim. Kızlaaarrr, alkışlar sizin için.


En dibine not: geçen yıl düşen Isparta uçağında ölen Prof. Dr. Engin Arık’ın da cern’deki bu atlas deneyi için çalıştığını çooooktaaannnn unutmuşuz tabi…

Dibinin körü: daha bu yılın başında ölmeden önce yapılacaklar başlıklı bir mim dalgasında bu konuyu uzuuun uzuuun yazmışım meğersem. Hiç düşünmeden çat diye aynı 2 cevabı vermiş olmama çok mu şaşırmalıyım hiç mi şaşırmamalıyım bilemedim…

Google reader’a özel not: sen benim her şeyimsin! Google search falan hikâye senin yanında. Neleri bulup çıkardın lan bana bu gece. Helal olsun valla! Öperim gözlerinden.

11 akıllı çıkaramadı:

Kaptanzade 9 Eylül 2008 00:43  

Ben dedimdi zaten matriksde kırılma var yamayın diye.Dinlemdiler dinlemediler. E ne olacak şimdi? Bitti mi, gördük mü ebemizi? E iyi battı balık yan gider kor mu be Cern bize. Yahu, şu kara delikler iki yıl be; geri götürür mü hı? Hay karasına kurban. Yahu Cern den önce sen zati geçmişsin maddenin parcacığının protonundan.2005 Mayıs buyruuun...

Goddess Artemis 9 Eylül 2008 02:47  

Pas attığın için teşekkürler! Yazdım bile...

Adsız,  9 Eylül 2008 09:15  

bence denemeye değer. şimdiden dua etmeye başla sen. kimin parası kiminin duası :)

Berrin 9 Eylül 2008 09:15  

tum bunları neden sımdı yapmıyorsun :) en azından bır kısmını :P

beenmaya 9 Eylül 2008 10:21  

haydaaa yav saatime bakıyorum 10:25. 10 eylüle 12buçuk saatim kalmış sorduğun soruya bak napcam ben şimdi yaaa

mahallenin delisi 9 Eylül 2008 11:46  

kaptanzade; 2 yıl ya sadece 2 yıl. milyar yıllık dünyanın hayatında 2 yıl 2 saniye bile sayılmaz aslında. haydi hep beraber dileyelim belki sinerji neyim olur bi'işe yarar =)

goddess artemis; sana haber vermeye bile gerek yok ki sevgili tanrıçam, yazının reader'a düşmesi ile okunması arasında ki süre 0,3 sn. ben gelip "seni mimledim" yazmaya kalksam 1,5 dk.=) eline koluna sağlık.

rehav@; valla her gün ediyorum. bak yine ettim bile. sonucu bildiririm size de kabul olursa.

berrin; diğ mi diğ mi? kalkıp NY'a gitmek bir vizeye bakar sadece... harekete geçmek lazım!

beenmaya; bak şekerim şöle yapalım ben senin yorumunu sileyim, sen de hiç görmemiş gibi yap. ayın 10undan sonra okursun. 4 gün vaktin olur böylece =D

beenmaya 9 Eylül 2008 12:33  

olur mu öyle şey yahu. yazdım işte "mim'in 11.30 saat kalmış hali" diye. artık elden gelen bu be güzelim. olur da yaşarsak başka mimleri daha uzuncana yazarız artık iyi mi :))

siirimsi 10 Eylül 2008 04:57  

samimi, içten bir blog...

kaleminiz susmasın, dilerim

mahallenin delisi 10 Eylül 2008 17:26  

beenmaya; bu saat oldu dünya aynı dünya anasını satayım. bir başka mimde görüşmek ümidiyle =)

ferkul; sayfalarınızı inceleme fırsatı bulamadım henüz kusura bakmayın, daha yazacak çok renklerim olmasını umuyorum ben de. teşekkür ederim.

beenmaya 11 Eylül 2008 00:44  

valla bak bende kastım zaman yok diye meğer geniş geniş yazabilirmişim :(( görüşcez elbet görüşcez baksana bağımlılık oldu bende nerdeyse her gün mimleniyorum :))

mahallenin delisi 16 Eylül 2008 22:23  

beenmaya; dur daha yeni açılıyo mim sezonu. bütün kış yazar dururuz bol bol.

doradoraa [at] gmail [nokta] com

ne güzel demişleR

deli saçması

  © Free Blogger Templates Blogger Theme II by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP