bayRamlık Rugan pabuç kıRmızısı
Başucumdaki kırmızı rugan pabuçlarımı giyerdim uyanır uyanmaz, pijamaların altına. Bayram kahvaltısını kurardı annem. Dikdörtgen bir masamız vardı mutfakta. Uzun kenarlarından biri duvara dayalı. Kısa kenarlarında karşılıklı annemle babam oturur, diğer uzun kenarda kardeşim ve ben yan yana. Bayram, Pazar ve her türlü tatil sabahı kavga ederdik kardişle, babama yakın köşede kim oturacak diye. Çünkü o oyunlar yapardı illa. “eveeet aç bakalım ağzını, daha büyük daha büyük, boşuna mı sürdüm ben bu kadar çikolatayı”, “hımm, bu tahin pekmezli dilim kime gidiyor bakalım, bardağındaki sütü kim çabuk bitirirse onaaaa” şimdi düşünüyorum da ikimize de aynı oyunları yapardı aslında. Çocuk aklı işte, sadece ona yakın olana veriyor zannerdik yağlı ballı lokmaları. Sonra dişlerimizi fırçalayıp giyinirdik, annem saçlarımı örerdi, salonda toplanır bayramlaşırdık. Babam her seferinde, “o kadar alış veriş yaptık yahu ne harçlığı” derdi, iki dakika sonra vereceğini bilsek de her seferinde üzülüp surat asardık. Bayramlar o zaman bahara denk gelirdi, montlara atkılara sarınmazdık, bayram sabahları efil efil elbiseler, etekler giydiğimi hatırlıyorum. Şimdi kucağında çocuğuyla kayınvalide, kayın peder ziyareti yapan arkadaşlarımla apartman bayramlaşmasına çıkardık. Zemin, 1 ve 2. kattaki herkesin zili çalınırdı, tam 12 daire. Sonra asansörle sırayla 5,6 ve 8'e uğranıp diğer apartmana geçilirdi. Ben elinde torbayla hiç bilmediği kapıları çalıp bütün gün “iyi bayramlaaaar teyzeeee” diyen, akşama karın ağrısından kıvranan çocuklardan ol(a)madım hiç. Elbiselerimi kirletmeden, mümkün olduğunca harçlık almadan, site dışına çıkmadan ve fazla oyalanmadan eve dönmemi tembihledi annem hep bana. Tanıdıkları bitirip dönerdik eve, sonra da ver elini dede, babaanne, amca, teyze ziyaretleri.Pile pile elbiselerin, eteklerin üstü kat kat montlarla örtüldü artık. Kapı kapı gezme âdetini unutalı kaç yılı oldu, saymadım. Artık kapıya gelen ve gözleri parlayan veletlere ben harçlık veriyorum. Minik keselerin içinden gelen bozuk para sesini duyunca aptal oluyorlar birden. “Aa harçlık mı bu abla”, “ver elini öpcem valla, boşver çikolatayı”, “apla be, sağol ya lunaparka giderim ben bununla biliyon mu?”, “sen seneye de burada mısın be yaa” dediklerinde de ben aptal oluyorum her seferinde. Artık çıkarken saçlarımı örmüyor annem, kuaförle bayramlaşıyoruz onun yerine. Sonra hep birlikte çıkıyoruz yine evden ama artık ilk durak mezarlık ziyaretleri, gezilecek eskisi kadar kapı yok üstelik kimi tatilde, kimiyle çoktan ipler kopmuş, köprüler yıkılmış. Değişmeyen tek şey kırmızı pabuçlar galiba. Bir de Barış Manço’nun “bugün bayram” şarkısı. Ama onlar bile eskisi gibi değil, pabuçlar belki kırmızı deri, belki siyah süet, “bugün bayram”sa şen şakrak bir bayram şarkısı olmaktan çok “sen gittin gideli içimde öyle bir sızı var ki, yalnız sen anlarsın” diyen hüzünlü bir ağıt...
Read more...














